BÜYÜME DOSTU BANKACILIK

BÜYÜME DOSTU BANKACILIK

Türkiye, zor bir dönemden geçiyor. Bu dönemde de çok konuşulan konuların
başında bankacılık ile reel sektör iş birliği geliyor. Zor dönemde bankacılık
sektöründen destek beklentileri artıyor. Moderatörlüğünü Türkiye Bankalar
Birliği Başkanı (TBB) ve Ziraat Bankası Genel Müdürü Hüseyin
Aydın’ın yaptığı “Büyüme dostu bankacılık” oturumunda bankacılar ile
iş insanları reel sektör/bankacılık birlikteliğindeki yaklaşımları ve bakış açılarını
anlattı. Oturumun sponsorluğunu ise TEB üstlendi.

SERRA AKÇAOĞLU
CITIBANK CEO’SU

“TÜRKİYE’Yİ OKUMAK KOLAY DEĞİL”

“Türkiye, çok farklı ve değişik bir ülke. Türkiye’yi okumak kolay değil. Hiç unutmuyorum; Türkiye’de yaşadığımız zor günlerden sonra yurt dışından telefonlar yağdı. ‘Serra Hanım, cuma akşamı birtakım şeyler yaşadınız. Pazartesi herhalde piyasalar zor açılır’ diye sordular. Darbe girişiminden sonra ilgili yerlere ‘Pazartesi piyasalar açılacak mı’ diye sorduk. ‘Hiçbir şey olmamış gibi piyasalar açılacak’ dendi ve bütün yatırımcılara bunları bildirdik. İnanamadılar. Herhalde bu kadar zorluk yaşandıktan sonra piyasaların açıldığı hiçbir ülke örneği yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla Türkiye’yi dışarıdan okumak çok zor. Biz hep şunu anlatmaya çalışıyoruz yatırımcılara: Türkiye’ye gelin, bizzat yerinde görün… Kamuyla, şirketlerle, bankalarla bizzat görüşün. Şeffaf bir şekilde sorularınızı sorun. 2000’li yıllarda bankacılık sektöründeki konsolidasyondan sonra şu an Türkiye’de çok kuvvetli bir bankacılık sektörü var. Son derece kuvvetli bilançolara sahibiz. Dünyadaki ve ülkemizdeki türbülanstan sonra bu kuvvetli bankacılık sektörüyle hala sistem sağlıklı bir şekilde devam edebiliyor

“SON DERECE LİKİDİZ”

Bankalarımız, firmalarımızı elinden geldiğince desteklemeye çalışıyor. Desteklemek için bankalarımızın likiditelerinin son derece kuvvetli olması gerekiyor. 100 ülkede bankacılık sektörünü inceliyoruz, çok az ülke sayabiliyorum ki o ülkenin bankalarının yüzde 70’i mevduatla fonlansın. Bu çok kuvvetli bir yapı. Birçok ülkede bankalar yurt dışı finansmanla finanse ediliyor. Evet, biz de sendikasyon kredileri alıyoruz ama bunlar fonlamanın yüzde 5’i gibi bir orana tekabül ediyor. Dolayısıyla son derece likit bir bankacılık sistemimiz var. Yine baktığımızda bireyler, döviz kredisi alamıyor, mevzuat izin vermiyor. O zamanlar çok iyi yorumlayamadık ama bugün baktığımız da ne kadar doğru bir mevzuat olduğunu görüyoruz. Çünkü bireyler döviz kazanmıyor, bu nedenle döviz kredisi alamamaları çok doğru. Özetle bakıldığında Türkiye gibi çok çeşitli koşullardan geçen ülkeler, bu koşullardan oluşan mevzuatlarla çok sağlıklı bir yapıya gidiyor diye düşünüyorum. Türkiye olarak çok önemli bir dönemden geçtik. 2019’da dünya sermaye piyasalarından 11 milyar doların üzerinde sermaye geldi. Nereye geldi? Hazine’ye, bankacılık sistemine, firmalara… Bonoyla geldi, sermaye benzeri kredilerle geldi, çok değişik yapılarla geldi. Dolayısıyla biz artık şunu söylüyoruz: Kelimelerle değil rakamlarla konuşmak lazım. Rakamlarla konuşulduğunda çok rahat bir şekilde dünya piyasalarından bir ülkeye 3 ayda 11 milyar doların üzerinde bir finansman gelmez diyebiliriz.”

“İKİ ORTAK GİBİ NASIL ÇALIŞIRIZ?”

“CİDDİ BATAKLAR YOK” Nasıl iki ortak bir arada çalışırız? Ortak bakış açısıyla bakınca birçok sorunu çözebiliyoruz. Şirketlerin gerçekten bankacılara karşı şeffaf olması çok önemli. Türkiye’deki firmalarımıza çok güveniyorum ve hayranlık duyuyorum. Birçok firmamız küresel marka oldu. Firma sahipleri, işinin başında. Profesyoneller de türbülans dönemlerini çok iyi yönetti. Onun içinde ülkemizdeki şirketlerde ciddi bataklar görmüyoruz.

“İYİ ANLATMALIYIZ” Dünyanın farklı yerlerinde gerçekleşen türbülanslardan sonra bizi arıyorlar, “Siz böyle bir durumda ne yaparsınız” diye soruyorlar ve bizim ekiplerimiz destek oluyor. Dolayısıyla burada şu önemli: Ülkemizin geçirdiği bu türbülanslardan sonra banka ve reel sektör olarak iki ortak gibi daha da fazla çalışmalıyız. Bu dönem iletişim dönemi. Kamu ve özel sektörün de çok daha fazla iletişim içinde çalışması lazım. İyi yaptığımız şeyleri daha iyi anlatmalıyız.

YENİ DÖNEM Dünya büyümekte çok zorlanıyor. Ama Türkiye büyümesini bilen bir ülke. Bir KGF çıkıyor büyüme bir anda hızlanıyor. Çok dinamik bir ekonomiye sahibiz ve bu dinamizmi çok doğru ve verimli kullanmalıyız. Önümüzdeki dönemde çok daha verimli büyüme, cari açığı düşürücü sektörlere ve ihracata odaklanmalıyız. Bunu hep birlikte yapmalıyız.

SELİM KERVANCI
HSBC TÜRKİYE CEO’SU

“GÜVEN İLİŞKİSİ TESİS EDİLMELİ”

“Dünya, 2008 yılından beri çok enteresan bir dönemden geçiyor. Farklı coğrafyalarda farklı uygulamalar devreye alınıyor. Türkiye de gerçekten 2013 yılından başlayarak çok meşakkatli bir dönemden geçiyor. 2018 de enteresan bir yıl oldu. Hükümetimiz, MB, BDDK ve reel sektör, hep birlikte koordineli bir şekilde önlemler alarak bu zorlu dönemleri atlatmamıza ve bu dönemlerden daha iyi bir şekilde çıkmamıza yardımcı oldu. Biz de dış dünyaya ne kadar dirençli olduğumuzu, ne kadar sağlıklı olduğumuzu defalarca gösterdik. Türkiye gerçekten değişik bir ülke. Biz yabancı bir bankayız ve yabancı iş arkadaşlarımızla sürekli irtibat halindeyiz. Her seferinde anlatırken ‘Türkiye değişik’ dediğimizde bize çok fazla inanmıyorlar. Ama yurt dışından buraya çalışmaya gelen arkadaşlarımız üç ay sonra yurt dışına Türkiye’yi anlatırken Türkiye değişik söylemini kullanmaya başlıyor. Türkiye gerçekten bu dönemde çok büyük başarılara da imza attı.

“AYNI GEMİDEYİZ”

Aslında bankacılıkla reel sektör birbirine geçmiş durumda. Hepimiz aynı gemideyiz. Dolayısıyla reel sektör ne kadar güçlüyse bankacılık da o kadar güçlü demektir. İleriye dönük olarak ekonomiye katkı anlamında iki sektörün beraber yapabileceği çok şey var diye düşünüyorum. Rakamlara baktığımız zaman bankacılık sektörünün toplam kredi mevduat oranının yüzde 116’ya geldiğini görüyoruz. Bu, toplanan her 100 liralık mevduata karşılık 116 liralık kredi verilmiş anlamına geliyor. Dolayısıyla Türk bankacılık sistemi ekonomiye olan desteğini zor dönemlerde de göstermiştir. Ama bunun daha ileriye gidebilmesi için bence iki tarafın da yapması gereken çok önemli konular var. Bunların da en başında güven ilişkisinin tesis edilmesi geliyor. Her sektörde olduğu gibi bankacılıkta da güvenin önemi birazcık daha fazla.

Güveni oluşturmak için her iki tarafa da düşen önemli görevler var. Özellikle bankacılık sektörü şirketlerle olan ilişkisinde bizim HSBC olarak conduct dediğimiz konuya çok daha fazla önem vermeli. Conduct’ı biz HSBC olarak piyasaların sağlıklı işleyişini bozmadan, müşteriye her zaman doğruyu yapmak olarak tanımlıyoruz. Bu gerçekten çok önemli. Müşterinin bilgisizliğinden faydalanmamak gerekiyor.

NEDEN BİRBİRLERİNİ TANIYAMIYORLAR?

Banka şirket ilişkisinde her iki taraf birbirini ne kadar iyi tanırsa ilişki o kadar sağlıklı bir zeminde oluşuyor. Türkiye’de bazen bakıyoruz, 20-30 milyon dolar cirosu olan bir şirketin portföyünde 20-30 banka olabiliyor. Böyle olduğu zaman her iki taraf da birbirini iyi tanıyamıyor. Banka için şirketi destekleme, önünü açma, yatırımlarını finanse etme konusu çok kolay olmuyor. Bu da büyümenin önüne bir engel olarak çıkıyor. Daha önemlisi, bankacılık reel sektörü destekleme konusunda elinden geleni yapmış görünüyor. Rakamlar bunu gösteriyor. Ama Türkiye’de finansal aracılık en fazla bankacılık sektörünün üzerinde. Sermaye piyasaları tarafına baktığımızda biraz daha farklı bir resim ortaya çıkıyor. Borsa İstanbul’un piyasa değeri 165 milyar dolar civarında. Bu, GSYİH’nin yüzde 20’sine denk geliyor. Bize benzer ülkelerden mesela Malezya’ya baktığımızda bu oranın yüzde 133 olduğunu görüyoruz. Rusya’da yüzde 40’larda, Meksika’da yüzde 34 ve Endonezya’da yüzde 51 seviyesinde… Yani finansman modeli sadece banka kredisi değildir. Onun haricinde sermaye piyasaları tarafında da ciddi finansman modelleri var. Dolayısıyla bankacılık ve reel sektör el ele vererek sermaye piyasalarını nasıl daha ileri taşıyabileceklerine odaklanmalı. Her iki taraf da yeniliklere açık almalı. Moralimizi bozmamalıyız. Kendimize güvenmeliyiz, çünkü farklı yapabileceğimiz çok şey var. En önemli tarafı da iletişim. Bizler çok önemli işler yapıyoruz ama bunları gerçekten doğru anlatıyor muyuz? Bu konuya da biraz daha eğilmeliyiz. Cephede kazanıp masada kaybetmemeliyiz.”

“YAPTIKLARIMIZI YURT DIŞINA ANLATMALIYIZ”

“Güven unsurunun altını çizmek istiyorum. Güveni de oluşturmak için en önemli konu ortaklık anlayışıyla çalışmak. İkinci önemli konu ise iletişim. Neyi nasıl yaptığımızı anlatmak çok önemli, özellikle de yurt dışına. Çünkü Türkiye’de birikimler kısıtlı. Türkiye’nin inanılmaz bir potansiyeli var. Bu potansiyeli harekete geçirmek için de yurt dışından gelecek kaynağa ihtiyacımız var. Onun içinde yurt dışına yaptıklarımızı doğru bir şekilde anlatmalıyız. Bu onlara da daha fazla güven verecektir.”

ABDULKADİR KONUKOĞLU
SANKO HOLDİNG ONURSAL BAŞKANI

“BAZI KIRGINLIKLAR OLABİLİR”

“Bankalarla sanayiciler, küçük esnaf arasında zaman zaman bazı kırgınlıklar olabilir. Ama biz etle tırnağız. Birbirimizden ayrılamayacağımız gibi birbirimizi zaman zaman da eleştirebiliriz. Ama haklı mı eleştiririz, haksız mı eleştiririz? Bu farklı bir konu. Aşağı yukarı 70 küsur yaşındayım. Çok krizler geçirdim. Türkiye’ye bu krizler bir şey yapmaz. Türkiye’ye bir şey yaparsa bu dedikodular yapar. Ne bizi savaşlar ne de baskılar yıkabilir. Türk milleti baskı gördükçe kamçılanır. Onun için Türk sanayisine, Türk esnafına kolay kolay bir şey olmaz. Bankalar geçmişte yaptığı bazı hataları son zamanlarda yapmıyor. Yiğidi öldür hakkını inkar etme. Halkta bankalarla ilgili şöyle bir yargı var. ‘Bankalar, güneşli havada eline şemsiyeyi verir; yağmurlu havada da alır.’ Genel olarak halk şunu bekliyor: ‘Şemsiyeyi alırsan bana bir tane yağmurluk ver de yağmurdan korunayım.’ Bu algı, bazı kesimlerde hala var. Bunu yıkmak lazım. 2018’deki bu krizde Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Bey ve bazı bankacılar Antep’i ziyaretlerinde, bankalarının gücüne göre çok para vermediler ama esnafa küçük para dağıttılar, herkes mutlu oldu. Bazen ne kadar destekleseniz de bunu batıracak şirketler elbette var. Sonuçta banka da sizlerin parasını toplayıp veriyor, aracılık yapıyor, bunu da önüne gelene veremez. Bunların iyi analizini yapması lazım.

HATA NEREDE?

Bankaların yaptığı şu hata var sayın genel müdürler: Siz kredi veriyorsunuz. Telefon açıp sanayi odalarına, ticaret odalarına bir sorun. Biz Antep olarak bu konuda çok hassasız. Hiçbir sanayicimizin parasının batmasını istemeyiz. Çünkü o şehri lekeliyor. 3-4 kişi batsa ‘Aman Antep’e dikkat edin’ deniyor. Geçmişte bunları yaşadık. Ama baktığınız zaman bankasız ülke olmaz, sanayisiz de banka olmaz.

Sanayi yoksa banka ne yapacak, paranın turşusunu mu kuracak. Krediyi eninde sonunda vereceksiniz yani… 2000’li yıllarda, ilk defa özel sektör ile Türkiye Bankacılar Birliği bir panel düzenledi. İş Bankası eski genel müdürü Ersin Özince, o zaman başkan. Bankacılar alınmasın ama o yıllarda öyle bir para dağıtıyorlar ki yağıyor. Bir banka geliyor 1 milyon TL veriyor; öbürü geliyor 1 milyon TL daha veriyor. Adamın biri hamama gitmiş, bir gün gömleği çalınmış, bir sonraki gün pantolonu, bir sonrakinde başka bir şeyi çalınmış. Sonunda adam sinirlenmiş hamamcıyla kavga etmiş. Hamamcı kızmış, ‘Bir daha buraya gelme demiş. Hep sorun çıkarıyorsun’ demiş. Şehirde başka hamam da yok adam mecburen tekrar gitmek zorunda kalmış. Hamamcı sorun çıkarmayacağına yönelik bir sözleşme imzalatmış. Hani bankacıların imzalattığı karınca duası gibi mukaveleler var ya onlardan… Adam imzalamış girmiş hamama. Yıkanmış çıkmış ki üzerinde sadece bir kemer kalmış. Dönmüş hamamcıya demiş ki “Yav arkadaş ben buraya çıplak mı geldim. Dışarıda kar ve buz var. Buraya çıplak mı geldim.”

“KİMSENİN PARASI BATMADI”

Şimdi ben orada şunu söyledim. Arkadaşlar bu kredileri verirken lütfen siz de bir bakın, kredi almaya gelen adam çıplak mı geldi, elbiseyle mi geldi. O zaman bankalar öyle bir yarışa girdi ki leasingler, bankalar, o tarihte bilhassa tekstilde anormal bir yatırım var. Bunu nasıl organize edeceksin, nasıl ödeyeceksin diye soran yok. Gaziantep Sanayi Odası Başkanı olarak dedim ki taahhüt ediyorum, kimin parası varsa gelsin benden yani sanayi odasından alsın. Kimsenin parası batmadı. Ama döndük sanayici arkadaşlara dedik ki “Hanım boşamak yok”. Birinizin araziyi bir başkasına devrettiğini duyarsak ona sahip çıkmayız. Kimse malını başkasının üzerine devretmesin, tapudan takip ederiz. Ama o tarihteki bankaların görüşüyle şimdiki görüş arasında anormal farklar var. Bankalarla iş dünyası arasında bir güven oluştu. Bu krizde müşterilerinin üzerine giden, baskı yapan geçmişteki gibi çok banka olmadı. Belki 1-2 tane. ‘Şemsiyeyi alalım ama al sana bir yağmurluk’ dediler. Yani hiç kimse çok dara düşmedi. Tabii bazı dedikodular sanayici arkadaşları tedirgin etti ama biz bunları odada izah ettik onlara. Dedikoduları bertaraf ettik. Bu krizde hakikaten bankalara teşekkür ediyorum. Kamu bankaların verdiği krediler küçük esnafı çok destekledi.”

AHMET ZORLU
ZORLU HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI

“FABRİKALARA BAKMALILAR”

“Sayın Abdulkadir Konukoğlu çok doğru bir konuya, dedikodu konusuna değindi. Vestel’in açılışındaki konuşmamda şunları söyledim: ‘Sayın Başbakanım biz dedikodu yapmadık, yatırım yaptık. Biz dedikodu yapmadık istihdam yarattık. Biz dedikodu yapmadık, ihracat yaptık.’ Türkiye’deki en büyük sıkıntı, dedikodu. Hakan Ateş de burada, bizim bankacılık geçmişimiz de var. Hakan Bey’le tanıştık ve bankamızı kurmaya başladık. O zaman Hakan’a şunları söyledim: ‘İlk kez bankacılık yapıyoruz. Müşterimizle ortak gibi çalışmalıyız.’ Tabii ki bütün sanayicilerin de açık ve şeffaf olması lazım. Gelip de derdini anlattığında bankacının da anlaması lazım. Konukoğlu’nun dediği gibi gerçekten 2018’in ikinci yarısında başlayan krizde bütün bankalar iyi niyetle yaklaştı. Hatta bankacının biri bana dedi ki ‘Ahmet Bey bize açık olun, biz her türlü sizin yanınızdayız.’ Bu bizi o kadar memnun etti ki…

Ben şöyle düşünüyorum. Kalp reel sektörse kan da banka… Eğer bankanız sizi desteklemezse reel sektör ne yapabilir? Bundan 7-8 yıl önce Türkiye’yi hiçbir yere koyamıyorlardı. ‘Türkiye nasıl gidiyor, nasıl yapıyorsunuz’ diyorlarken bugün bize ‘Ne oluyor’ diye soruyorlar. Dış güçlere karşı da çok sağlam durmalıyız.

“EL BİRLİĞİYLE ÇALIŞMALIYIZ”

Babam derdi ‘Oğlum dikkatli ol bankacılar güneşli havada şemsiyeyi verirler sonra da alırlar.’ Ama sanayici de yaptığı yatırımın da nereye gittiğini yani hava raporunu da iyi alması lazım. Şemsiyeyi ne zaman lazım olursa alır, parayı da iyi bir yere yatıramazsa bankacı da ne yapsın? Her zaman söylüyorum sırf masa başında değil fabrikalara gelip bakmaları lazım. Ben mesela ceket üretiyorum ama bu tutar mı tutmaz mı, bankacının da uyarması lazım, ‘Yanlış ceket yapıyorsun, bu piyasada tutmaz’ diye. Bugün 66 yıllık bir geçmişimiz var. Sanayi yatırımlarımız, ihracatımız var. Bazı sektörlere girdiğimiz zaman dediler ki ‘ Niye girdiniz bu sektöre’. Vestel’e girdiğimde, ‘Tekstilcinin elektronikte ne işi var’ dediler. İşte Vestel’in geldiği nokta ortada… Daha iyi yerlere gelir miydi? Gelirdi… Ama takdir edersiniz ki Türkiye 5 yılda bir krize giriyor. Ama biz bu krizleri yaşamamak için el birliğiyle çalışmalıyız. Birbirimize inanmazsak, ülkemize inanmazsak bir yere gitmemiz mümkün değil. Son yıllarda bankacılarımıza teşekkür ediyorum, gerekli toleransları göstermişlerdir.”

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI