ÇIĞIR AÇAN TEKNOLOJİLER

ÇIĞIR AÇAN TEKNOLOJİLER

Dünya yapay zeka, giyilebilir teknolojiler, nesnelerin interneti, biyoteknoloji,
dil modelleme gibi pek çok farklı çığır açıcı teknolojiyi konuşuyor. Türkiye’de
de şirketler bu alanların uzağında kalmamak için çalışmalarını sürdürüyor.
Ziraat Teknoloji sponsorluğunda, Google Türkiye Ülke Direktör Vekili
Mehmet Ketoğlu moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Çığır Açan
Teknolojiler” panelinde de bu alanların şu anda dünyada nasıl bir konumda
olduğu ve gelecekte bu teknolojilerin hangi sektörleri etkileyeceği tartışıldı.

CANAN DAĞDEVİREN
MIT MEDYA SANATLARI VE BİLİMLERİ BÖLÜMÜ bÖĞRETİM ÜYESİ

GELECEĞİN TEKNOLOJİLERİ

“MIT’de ekibimle birlikte biyomedikal aletler yapıyoruz. Pilsiz çalışan kalpteki çip gibi birkaç buluşa sahibiz. Bu konuyu biraz basitleştirerek anlatmak gerekirse ben herkesin doğduğu şehre biraz benzediğini düşünüyorum. İstanbul örneğin benim doğduğum şehir. Asya ve Avrupa’yı köprü şeklinde birleştiren dünyadaki tek şehir… Tıpkı İstanbul gibi ben de bir köprüyüm. Kalın, kıvrımsız, ağır ve elektronik aletler ve esnek, yumuşak biyolojik sistemler arasında bir köprü görevi görüyorum. Takımımla birlikte dizayn ettiğimiz aletler tamamen vücutla uyumlu ve derinizin üzerine yapıştırılabilir türde aletler. Beyninizin içine girebilen, saçınızın bir parçası olabilen küçük minik aletlerden bahsediyorum. Bu aletleri yapabilmek için de farklı birçok alan bir araya gelerek çalışıyor. Buna son dönemin trend deyimiyle multidisipliner bir alan diyebiliriz. Fizik, kimya, biyoloji, elektrik elektronik gibi farklı bilimleri birleştirip, bulunmamış ve denenmemiş aletleri yapmaya çalışıyoruz

KALP YETMEZLİĞİNE ÇARE

Doktoram sırasında kalp yetmezliğine çare bulabilmek için bir konsept geliştirmiştik. Piezoelektrik denilen bir olgudan faydalandık. Bu elektriğin özelliği; bazı malzemelere uygulanan mekanik basınç sonucunda, malzemenin elektrik alan ya da elektrik potansiyel değiştirme özelliği oluyor. Bu elektrikle malzemeleri esnek hale getirdiğiniz, onları eğip bükebildiğiniz zaman dışarıya bir voltaj veriyorlar. Bu da elektronik bir güç oluşturuyor. Siz bu gücü kullanarak elektronik aletlerinizi şarj edebiliyor ve çalıştırabiliyorsunuz. Diyelim ki kalp yetmezliğiniz var, kalbinizi monitörlemenizi sağlayan bir kalp pili kullanıyorsunuz. Bu piller her 6 yılda bir bataryası bittiği için değiştirilmek zorunda. Bizim yaptığımız sistem tamamen bir teyp şeklinde. Kalbinizin, akciğer ya da diyaframınızın üzerine yapışıyor. Kalbiniz attıkça siz nefes alıp verdikçe bu pil eğilip bükülüyor ve güç oluşturuyor. Bunu neden yapıyoruz: Kalp çok önemli ve hassas bir organ. Eğer bu cihaz kalbin

üzerinde çalışabiliyorsa hareket eden herhangi bir noktanın üzerinde çalışabilir. Hepimizin kalbi yılda 40 milyon kez atıyor ve biz bu enerjiyi kaybediyoruz. Bu nedenle verimliliği düşük ancak yeterince güç üretebilen elektronik aletlerle bu kalp pillerini şarj etmeye çalışıyoruz. Şu anda bu kalp pillerini bir seviye daha yukarıya çıkarmak için çalışıyoruz. Diz kapaklarınızın üzerine yapıştırılabilen, dirseklerinizin üzerine konulabilen, kalçanıza yakın bölgelerde olabilen ya da iç çamaşırınızın bir parçası olabilen bir sistem geliştirmek amaç. Bu sayede normal günlük hayatta hareket ettikçe bu mekanik enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürüp ihtiyaç duyduğunuz elektronik alete bu gücü gönderebileceksiniz.

“TÜRK KÜLTÜRÜNDEN ESİNLENDİK”

Bunun yanında implant (implantable) teknolojiler üzerine çalışıyoruz. Bu demin anlattıklarım giyilebilir teknolojilere (wearable) birer örnekti. İmplantable aletler de var. Ben geleceğin bu teknolojilerde olacağını düşünüyorum. Yaptığımız son çalışmalardan biri iğne şeklinde ve dünyanın en büyük binası olan Burj Khalifa örnek alınarak yapıldı. Bu binadan hareketle 3 boyutlu ve beynin en ücra noktalarına kadar inebilen ve inerken hiçbir şekilde eğilip bükülmeyen ve odaklı terapi yapabileceğimiz bir alet geliştirdik. Saç kalınlığından 100 kat daha ince ve küçük parçacıklar var ve tamamen Türk kültüründen etkilenerek yapıldı bu alet. Biz misafir geldiğinde ne yaparız? Türk kahvesini tepsiyle onlara götürürüz. Neden? Çünkü Türk kahve fincanları minicik, dökülmeyi önlemek için tepsi kullanırız. Aynı mantıkla saçtan 5 kat daha küçük kanalları polimerden yaptığımız bir tepsinin içine dizip 3 boyutlu bir iğnenin içine yerleştirip beyne indirgiyoruz. Bir saniyeliğine Parkinson ya da Alzheimer hastası olduğunuzu düşünün. İlaçları ağız ya da damar yoluyla alıyorsunuz. Bu da tüm vücudunuza etki ediyor. Sadece beynin o çalışmayan noktasına değil. Beynin çalışmayan noktasına bu minik ilacı gönderebilmek için 3 boyutlu ve wireless mikro pompalarla çalışan sistemler yapıyoruz. Bu mikro pompaları derinizin altına yerleştiriyoruz. Beynin ilgili noktasına bu ilacı gönderebiliyoruz. Hatta bir hayvanın sağa dönmesini, sola dönmesini sağlayabiliyor, davranışları saniyeler içinde değiştirmeyi başarabiliyoruz. Bir de eklenebilen (attachable) teknolojiyle ilgiliyiz. Yaptığımız devreleri giyiminizin bir parçası olarak kullanabileceğiz. Ben bunu Türkiye için çok önemli buluyorum. Çünkü tekstil sektöründe Türkiye çok ilerde. Çin bu konuda çok iyi. Bu elektronik aletleri tekstilin bir parçası haline getirip üzerinize giyebilirsiniz. Biz buna ilk olarak bebeklerle başladık. Prematüre bebeklerin tulumlarını bu şekilde yaptık. Bu sayede bebeklerin basıncı ölçmek, düşüp kalktıklarını görebilmek, yatarken acaba uyuyor mu diye bakabilmek için bir app oluşturacağız. Burada ölçek çok önemli.”

JEFF ADAMS
COBALT SPEECH KURUCU

“DİL VE SES TANIMADA BÜYÜK GELİŞME VAR”

HEYECAN VERİCİ UYGULAMALAR

Son 5-10 yıllık dönemde dil ve ses tanıma alanlarında müthiş gelişmeler oldu. Konuşma tanıma mesela çok büyük bir gelişme gösterdi. Bu, çok heyecan verici ancak aynı zamanda çok da zor bir alan. Cobalt şirketinden de biraz bahsetmek istiyorum. Birkaç örnek vereceğim. Müşterilerimiz bizden konuşma arayüzü geliştirmemizi istiyor. Burada komplike fabrika makinelerini düşünürsek yeni işçilerin bu makineleri kullanması zor hale geliyor. Bu noktada biz onların bir konuşma arayüzü geliştirmesini
sağlıyoruz. Bu da yeni çalışanların eğitilmesi için gerekli süreyi azaltıyor. Aynı zamanda işçilerin daha hızlı uyum sağlaması ve verimli çalışması da sağlanıyor.

BİLGİSAYARLAR KONUŞUYOR Diğer bir mesele de çağrı merkezleriyle alakalı. Bildiğiniz gibi konuşma tanıma burada süreçleri iyileştirmek için kullanılıyor. Bu sektörde eskiden konuşmaların büyük kısmı insanlar tarafından yapılıyordu. Oysa artık bilgisayarlar kullanılıyor. Bu teknolojilerle izleme, denetleme süreçlerini gerçekleştirebiliyoruz ki ilgili kurumlara ya da yöneticilere geri bildirim yapabilelim. Aynı zamanda Afrika’da bir ülkeyle çalışıyoruz. Bu ülkede okuma yazması olmayan bir nüfus var. Bu kişilere sağlık ve eğitim alanlarında destek sağlıyoruz. Mesela bir numarayı arayarak otomasyona dayalı çalışan sisteminde farklı programlar için bilgi
edinebiliyorlar.

SESTEN HASTALIK BELİRLEME

Çok ilginç bir projemiz var. Hastalıkların çoğu konuşmanıza bakılarak erken evrelerde yakalanabiliyor. Alzheimer, Parkinson ya da depresyon olabilir bu hastalıklar. Biz tüm bu hastalıkları konuşmaya dayalı olarak algılamaya çalışıyoruz. Bunu diğer medikal testlere göre daha erken yapabiliriz diye düşünüyoruz. Bu konuda çok da büyük bir heyecan duyuyoruz. Dolayısıyla konuşma teknolojilerinde olay sadece konuşmanın tanınması değil. Burada çok fazla etkileşim ve analiz gerçekleştiriliyor.

CHE CONNON
ATELERIX KURUCU ORTAĞI

FARE SIRTINDAKİ KULAK

“Doku mühendisliği alanında çalışıyorum. Bu alanda çığır açacak pek çok yenilik mevcut. Medikal ya da endüstriyel olarak dokuların farklı alanlarda geliştirilmesi üzerine çalışıyoruz diyebilirim. Hücreleri birimler olarak kullanıyoruz. Hücrelerden dokular oluşturuyoruz. Farenin sırtında bir kulak oluşturduk mesela. Oldukça etkileyici bir görüntü olduğunu söyleyebilirim. Doku mühendisliğinin ortaya konduğu önemli çalışmalardan biriydi. Bir kolajen parçasından elde ettiğimiz maddeyi kulak kalıbına dönüştürdük. Daha sonra da hücrelerle bunu besledikten sonra fare cildinin altına enjekte ettik. Daha sonra farenin sırtında bir kulak elde ettik. Bu açıkçası muazzam bir sonuç diyebilirim. Bir sıçrama taşı olduğunu da söyleyebiliriz. Bu kulağı tabii ki şu an itibarıyla fonksiyonel olarak kullanamıyoruz. Sonuçta duyma yetisine sahip değil. 20 yıl sonrasına baktığımız zaman doku mühendisliğinde çok fazla gelişme olacağını göreceğiz. Artık daha fonksiyonel dokulara ulaşacağız. Kornea biliyorsunuz gözünüzün ön kısmında bulunan transparan bir lens. Görme açısından da büyük bir öneme sahip. Dokuyla bir korneayı kök hücresi hareketiyle oluşturmak mümkün. Doğru koşullarda hücresel olarak oluşturulan bir dokuyu laboratuvar ortamında da fonksiyonel bir şekilde oluşturabileceğiniz hipotezi söz konusu.”

HALUK BAYRAKTAR
BAYKAR GENEL MÜDÜRÜ

“TÜRKİYE’Yİ BAĞIMSIZ KILDIK”

“Türkiye’de ilk insansız hava aracını hayata geçiren grubuz. Savunma dünyası kendi içinde kapalı ve büyük oyuncuların olduğu bir alan. Teknolojik anlamda da baktığınız zaman muhafazakar bir yapısı var. Değişikliklere pek açık değil. 1903 yılında ilk motorlu uçak yapılıyor. Bütün birikimler de bundan sonraki 100 yıl boyunca insanlı platformlar üzerine gelişiyor. Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemli atılımlar var, ancak bunlar bir şekilde kesintiye uğratılıyor. 90’lı yıllarda içinde bulunduğumuz bilişim çağının getirdiği olanaklar bir uçağın içinden insanı çıkarıp onun yerine bir bilgisayar, yazılım sistemi koyulmasını sağlayan teknolojilerin gelişmesine olanak sağlıyor. Bir anlamda havacılıkta çığır açıcı bir ortam oluşmaya başlıyor. Bu dönemde de Türkiye’nin savunma sanayi hikayesinde ortak üretim ve hazır alım metotları kullanılıyor. 2000’li yıllardan sonra milli ve özgün üretim modeline yönelik en önemli kararlar savunma sanayinde alındı. Biz bir aile girişimiyiz. 2000’li yıllarda bu alanda Ar-Ge çalışmalarına başladık. İddiamız şuydu: Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında bu anlamda atılım yaptı, daha sonra askıya uğradı, ancak tekrardan bu ülke havacılıkta bir döngüyü yakalayacaksa çığır açıcı bir şeyler yaparak yakalayabilir diye düşündük. Biz nasıl otomotivde pistonlu araç teknolojisiyle ilgili adım atsak olmayacaksa, aynı durum havacılıkta da vardı. Havacılıkta ancak yeni tür teknolojilerde bir şansımız olabilirdi. İnsansız hava aracı teknolojisi de bunlar arasında yer alıyordu.

UKRAYNA’YA SATIŞ

Biz 20 yıl önce konferanslara gittiğimiz her yerde bunu dillendirdik. Türkiye ancak bu alanda adım atarsa büyük bir başarıya imza atabilir diye düşündük. 8 kişiyle başladık. 10 yıl boyunca tek bir fatura kesmeden tamamen kendi finansmanımızla bu işi yürüttük. Şu anda geldiğimiz noktada ülkemizin bağımsızlığı ve güvenliği için

gece gündüz semalarımızda görev alan 75 adet Bayraktar TBX sistemini geliştirdik. Bu anlamda ülkemizi bağımsız kıldık. Dünyada kendi içindeki mühimmatıyla, yazılım ve otomasyonla teknolojileri geliştirebilen ilk altı ülke arasına girdik. Havacılık sektöründe çok büyük yatırımların yapıldığı Ukrayna gibi bir ülkeye insansız hava aracı sattık. Biz 20 yıl önce insanlı hava teknolojisine yatırım yapsaydık bugün geldiğimiz nokta itibarıyla hem ülkemiz hem ihracat açısından bu kadar başarılı olamazdık. Çığır açıcı alanlar gerçekten hiç beklemediğiniz yerlerden ortaya çıkabiliyor. Biz sekiz kişiydik ve az sermayeyle bir hedefle yola çıktık. Türkiye’de bu tür atılımların artması için girişim ekosistemimizin güçlendirilmesi önemli. Şu an 600 kişilik bir ekibiz, bünyemizde yapay zekadan, sensör sistemlerine kadar her türlü teknoloji var. Geniş yelpazede ilerliyoruz. Bu ürünler katma değeri çok yüksek ve stratejik ürünler.”

CHRIS KWEKOWE
SLATECUBE CEO’SU

“YAPAY ZEKAYLA İNSAN KAYNAĞI SEÇİYORUZ”

BÜYÜK MALİYET KALEMİ İş insanları bilir. Günümüzde şirket içinde yapılan harcamaların neredeyse yüzde 70’i insan kaynaklarına gidiyor. Şirketler de doğru insanları işe almak için çok büyük emek harcıyor. Bizim şirketimiz yapay zekayla çalışıyor ve şirketlere en iyi adayları seçmek konusunda yardımcı oluyor. Bizler Afrika’da büyük bir zorlukla karşı karşıyayız. Üniversitelerden her yıl 15 milyon kişi mezun oluyor. Ancak bu mezunların yüzde 70’i ihtiyaç duyulan becerilere sahip olmuyor.

İHTİYAÇLAR ÖRTÜŞMÜYOR Dolayısıyla üniversitelerin sunduğu eğitimle şirketlerin ihtiyaçları örtüşmüyor. Burada yapay zeka yardımıyla bizler şirketlerin yetenek sürecini tanımlamasını sağlıyoruz. Binlerce hatta milyonlarca adayı bu sürece göre değerlendiriyoruz. Bizim platformumuzu kullanan şirketlerin yüzde 100’ü doğru yeteneğe her zaman ulaşabiliyor.

FARKLI SORUNLARA ÇÖZÜM Bu aslında sadece insan kaynaklarıyla ilgili bir durum değil. İnsanların işe alınmasıyla ilgili bir sorunu çözdüğünüzde aslında insanla ilgili birçok sorunu da çözüyorsunuz demektir. Afrikalı mezunlar yapay zeka, makine öğrenimi, veri bilimi gibi becerilerde bizim programlarımız sayesinde bilgi sahibi oluyorlar. Bunların çoğu iş sahibi olabiliyor. Bu da şirketlerin aslında işe alım süreçlerinin maliyetinin düşmesine neden oluyor. Bizler bir insanı işe yerleşmesini sağlayan nedir diye bakıyoruz?

BURAK AYDIN
SABANCI DX CEO’SU

“DİJİTAL RÖNESANS YAŞIYORUZ”

“Yeni nesil teknolojiler iş hayatını nasıl etkiliyor? Yeni bir dijital Rönesans yaşıyoruz. Ben bu tanımı çok seviyorum. Çünkü gerçekten bir aydınlanma çağının içindeyiz. Bundan önce teknoloji destek fonksiyonu olarak iş hayatının içine sokuluyordu. Ancak bu sefer yapay zekayla, büyük veriyle, giyilebilen teknolojilerle beraber aslında iş yapış modelleri çok ciddi anlamda değişti. Geleneksel iş yapış modelleriyle ilerlemek artık mümkün değil. Dolayısıyla şu anda içinden geçtiğimiz dönem son derece ezber bozucu bir dönem. Buna adapte olamayan şirketler ise tarihin tozlu sayfalarında yerini alıyor. Bunun istisnası da yok. Birkaç araştırmadan da rakam paylaşmak istiyorum. Dünya genelinde IDC’nin yaptığı araştırmaya göre 2020’de kurumların yüzde 55’i dijital odaklı olacak. Yüzde 30’u operasyonel süreçlerinde dijital izleri kullanacak. Gelirlerinin yüzde 10’unu dijital stratejiye yatıracaklar. Türkiye’deki sektörlerin dijital teknolojileri ne kadar yakından takip ettiğine bakacak olursak… Aslında resim biraz parçalı. Telekom operatörleri GSM’e erişimde dünyada ödül alıyor, bankacılık sektörü keza öyle. Şu anda yeni nesil insansız hava araçlarında marka ülke haline geldik. Ancak bazı teknolojileri de bir miktar geriden takip ediyoruz. Örneğin tarım bu sektörlerden biri. Tarımda yapay zeka uygulamalarını çok fazla kullanmıyoruz. Üretime dayalı bir ekonomiye sahip olmamıza rağmen üretimde Sanayi 4.0’a geçiş için daha çok hızlanmamız lazım.

YENİ STRATEJİNİN ODAK NOKTASI

Yapay zeka teknolojileri ya da robotik teknolojiler konusunda Sabancı olarak neler düşündüğümüze gelince… Bütün dünya hızla bu teknolojilere kendisini adapte etmeye çalışıyor. Biz de Sabancı Holding’in Türkiye’deki bulunduğu konum itibarıyla bu alanda bir liderlik pozisyonu olması gerektiğinin bilinciyle hareket ediyoruz. Dolayısıyla Sabancı Holding olarak Yeni Neslin Sabancısı konseptine uygun bir şekilde yönetim kurulu başkanımız Güler Sabancı dijital dünyayı yeni stratejinin odak noktasına koydu. Dolayısıyla bu alanda son derece hızlı hareket ediyoruz. Sabancı Holding ileri veri analitiği akademisini hayata geçirdik. Dolayısıyla bütün grup şirketlerindeki insan kaynaklarında seçili kişileri bu konuda eğitiyoruz. Verimize sahip çıkıp veriye daha katma değerli nasıl yaklaşabileceğimizin cevabını arıyoruz. Bu noktada ya operasyonel verimi sağlayıp maliyetleri düşürmek ya da satış rakamlarını artırmak öncelikli hedef.

“BÜYÜK HAYALLER KURUYOR MUYUZ?”

Global perspektiften şirketlerin neler yaptığına ve Türkiye’nin neler yapması gerektiğine bakarsak da şöyle bir sonuç çıkıyor: Deloitte’un MIT Business School’la

çok güzel bir araştırması var. İnovatif fikirleri dünyada hayata geçirirken önümüze şu tür engeller çıkıyor: Dijital gelişmiş şirketlerin inovasyon fikirlerini test etmek için zamanı olmadığı için yavaş kaldığı söyleniyor. Geleneksel şirketlerin başarısızlık korkusuyla inovatif fikirleri hayata geçirirken temkinli oldukları belirtiliyor. Yeni nesil şirketlerin ise ki daha çok girişimcilerin oluşturduğu şirketler bunlar, daha cesur ve daha çevik olduğu ve bu nedenle fark yarattığı dikkat çekiyor. Google’ın da burada açtığı çok değişik bir pencere var. Google kendi varoluş amacını dünyayı değiştirmek olarak tanımlıyor. Bu aslında bizim Türk şirketlerinden biraz farklı. Türk şirketleri büyük hayaller kuruyor mu diye bir düşünelim. Biz genele bakacak olursak bir soru işareti olduğunu düşünüyorum. Bizim de büyük hayaller kurmamız lazım.”

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI