ÇİN’İ DOĞRU ANLAMAK

ÇİN’İ DOĞRU ANLAMAK

Dışa açılımının 40’ncı yılını geride bırakan Çin, ABD ile rolleri değişiyor mu? Çin’in
global arenaya açılması ne anlama geliyor? Çin’in bu açılımında ne tür fırsatlar
ve tehditler var? Çin’i doğru anlamak neden önemli? Çin’in İpek Yolu projesi
Türkiye’yi nasıl etkileyecek? Bunlar ve daha fazla sorunun cevabının arandığı Sun
Grup sponsorluğunda ve Türkiye Çin İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı
moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Çin’i Doğru Anlamak” panelinde sadece
Türkiye’den değil, dünyadan pek çok uzman görüşlerini paylaştı.

NAİL OPAK
DEİK BAŞKANI

ÇİN BİR TEHDİT Mİ FIRSAT MI?

“DEİK olarak 145 iş konseyiyle çalışan bir yapımız var. 34 yıldır faaliyet gösteriyoruz. Bir sivil toplum örgütü gibi hareket ettiğimizi söyleyebilirim. Çin özelinde baktığımızda DEİK neler yapıyor? Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin öncelik verdiği dört ülke var: Çin, Hindistan, Rusya ve Meksika. Tek başına Çin’e baktığımızda geçen yıl 2,9 milyar dolarlık ihracatımız, 21,7 milyar dolarlık da bir ithalatımız olduğunu görüyoruz. Toplam cari açığın büyük bölümünü Çin’den veriyoruz. Peki Çin bir tehdit mi yoksa fırsat mı? Biz iş hayatında tehdit ve fırsatı birbirinin kardeşi olarak görüyoruz. Hep öyle değerlendirdik. Eğer korkuyla bakacaksak bizim açımızdan her şey bir tehdittir. Ben konuya şöyle girmek isterim. Çin’i en iyi bilenlerden biri değilim ama sizlerle birlikte Çin’i ticari anlamda en eski yaşayanlardan biriyim. Ben 1990 yılından beri kendi çapımda Çin’le ticaret yapıyorum. 1990 yılında asgari ücretin 30 dolar olduğu bir Çin vardı. Önemli şehirlerdeki asgari ücretten bahsediyorum, köylerden değil. O günlerde ben, yılda 3-4 defa Çin’e gidiyordum. Her gittiğimde biraz daha değişmiş buluyordum. Bunu Türkiye’de anlattığım zaman beni Çin hayranı olmakla suçlayan dostlarım vardı. Ben aslında önemli bir tespit yapıyordum. Eğer biz o günden başlayarak Çin’i doğru okuyabilseydik iyi olurdu. Ancak geç kalmış değiliz. Bugünden başlayarak da doğru ilerlememiz mümkün. Durumu şöyle görüyorum: 30 yıl belki insanların ömürlerinde önemli bir süredir. Ama devletlerin hayatında göz açıp kapayana kadar geçer. Çin böyle bir süreç yaşatarak geliyor.

2050 YILINA KADAR YOL HARİTASI BELLİ

FOTOĞRAFI İYİ OKUMAK LAZIM Çin’i iyi anlamak için 2 yıl önceki Çin Komünist Partisi Kongresi’ni iyi okumak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Başkan Chi, 2050 yılına kadarki Çin’i tasarladı. Geçmişte Çin’i anlamak için 25 yıl boyunca çalışmış olduğum bir firmaya 1990 yılında “Sizin ekonomik sisteminiz nedir?” sormuştum. Bugün geldiğimiz noktada küreselleşmeyi dünyaya tanıtan ABD’yi “korumacılıkla” suçlayan bir Çin Komünist Partisi Genel Başkanıyla karşı karşıyayız. Bu fotoğrafı iyi okumamız lazım. STRATEJİ İHRAÇ EDİYOR Kuşak ve Yol Projesine gelirsek…

Şu anda ürün ihracından sermaye ihracına geçen bir Çin var. Sadece sermaye ihracına değil aynı zamanda strateji ihracına da geçen bir Çin olduğunu bilmemiz lazım. 7 ayrı yol planlanmış vaziyette. Baktığımızda bunu üçe indirgiyoruz. Kuzeyden giden yol daha fazla enerjiyi ilgilendiren, bizim üzerinde olduğunu zannettiğimiz ama henüz bize ulaşmış gibi görünmeyen enerji koridoru. Bir de alttan giden yol var. Buradan bakıldığında bunlar bizim için tehdit mi? Tek başına düşündüğümüzde evet, tehdit. Eğer biz bu projeyi tek yönlü olarak yani Çin’in Batı pazarına ulaşacağı ve geri dönmeyecek bir yol olarak okursak evet, tehdit.

TEK YÖNLÜ DEĞİL Ama hiçbir şey tek yönlü değildir. Siz bir yere gidiyorsanız onun bir de geri dönüşü vardır. Bu konudaki farkındalığımızı artırmamız gerekiyor. Bir de şunu hatırlatmak isterim: Çin’den başlayıp Batı’ya giden coğrafyada Türkiye’ye kadar gelindiğinde, Türkiye’nin sahip olduğu imkân ve altyapılara sahip ikinci bir ülke yok. Çin’in de bunu bu gözle değerlendireceği kanaatindeyim. Bir başka alanımız daha var: Kuşak-Yol’un alt koridorunu ilgilendiren bir durum. Hem Türkiye’nin hem Çin’in faal olarak ilgilendiği Afrika pazarı var. Üçüncü ülkelerle ortak iş yapabilme konusunu da Çin’le birlikte fırsata çevirebileceğimiz kanaatindeyim.

ALİ PELİSTER
İKMİB YÖNETİM KURULU BAŞKANI

ÇİN’DE OLMAMIZ LAZIM

“Çin bizim için çok önemli. İthalat-ihracat oranındaki 1’e 7 oranındaki dezavantajımızdan bahsedildi. Bunu avantajlı bir duruma getirmek için çalışmalarımızı yoğunlaştırmamız lazım. 3 milyar dolara yaklaşan ihracatımıza baktığımız zaman bunun 1,6 milyar doları maden sektöründen geliyor. Geriye kalıyor 1,4 milyar dolar. Bunlar elektrik elektronik sektöründen ve 600 milyon dolarlık kısmı da kimyevi madde ve mamulleri sektöründen geliyor. Çin’le ticaretimizdeki bu cari açığı düşürmenin tek bir yolu var: Kendimizi orada tanıtmak ve Çin’in radarına girmek. Çin’de iş yapmak istiyorsak Çinli iş adamları gibi düşünmemiz gerekiyor. Eski usul, elimize çantamızı alıp Çin’e gidip fuarda mal satmaya çalışarak artık bu işi yapamayız. O devir artık bitti. Çin’de mal satmak istiyorsak orayı anlamamız lazım. Orada olmak lazım. Oranın dinamiklerini yaşamak lazım. Unutmayalım ki Asya – Pasifik Bölgesi’nde, STA (Serbest Ticaret Anlaşması) yapılan ülkelerde iş yapabilmemiz için Çin’de olmamız lazım. Gerekirse Çinli firma olmamız lazım. Çinli firma olursak hammadde, teknoloji ve hizmet ihraç ederiz. Peki biz Çin’de kendimizi tanıtmak adına neler yaptık? 2018’de ilki düzenlenen Çin İthalat Fuarı’na katkıda bulunduk. Çin Halk Cumhuriyeti devleti orada Kuşak-Yol projesinin bir devamı olarak bir fuar düzenledi. 168 ülke ve 3 bin 600 şirketin olduğu yerde biz de olduk. Yaklaşık 750 metrekarelik bir alanda 38 şirketimizle yer aldık. Hedefimiz yine bu yıl Ticaret Bakanlığımızın himayesinde 4 bin metrekare ve 100 şirkete çıkmak istiyoruz. Özellikle kimya ve kimyevi maddeler, elektrik elektronik, hizmet, lojistik, gıda gibi sektörlerle orada var olmayı amaçlıyoruz. Çin’de kimya birliği olarak organizasyonlar yaptık mesela. Organizasyona katılan şirketlerimizin çoğu başarılı işler yaptı. Çinli şirketlerle 620 milyon dolarlık anlaşmaya imza attık. Bu yıl

daha da iyi iş yapacağımızı tahmin ediyorum. Çin, ithalatını önümüzdeki 5 yıl içinde toplamda 10 trilyon dolara çıkarmak istiyor. Şu anda 1,8’lerde ama yıllık asgari 2 trilyon dolarlık iş yapma hedefi var. Bu ithalatın içinde bizim olabilmemiz için kendimizi orada tanıtmamız lazım.”

“HEDEF ÜLKEMİZ ÇİN”

“KORKMAMAK LAZIM” Kimya sektörü Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor. Geçen yıl, 2018’de 17, 4 milyar dolarlık ihracat yaptık. 2019 hedefimiz yaklaşık 20 milyar dolarlık ihracat yapmak. Bizim alt sektörlerimiz çok geniş. Aşağı yukarı 16 tane alt sektörümüz mevcut. Plastik, kozmetik, petro-kimya, mineral yakıtlar, ilaç bunlar arasında yer alıyor. Yani yelpazemiz o kadar geniş ki bu geniş yelpazede her türlü ülkeye, her türlü ürünümüzü satabiliriz. Bizim burada özelikle hedef ülkemiz Çin. Çin’e gitmekten korkmamamız lazım.

“FARKLI ÜRÜNLERLE GİTMELİYİZ” Neden korkmamız lazım? Eskiden diyorduk ki “Çin’deki asgari ücret 30 dolar, ben Çin’e mal satamam, Çin’de fiyatlar çok ucuz”. O devir bitti. Artık Çin’de ki ücretler bizdeki asgari ücrete yakın. Yaklaşık 300 dolar civarında. Orada fiyatlar bizimki gibi oldu. Dolayısıyla oraya gitmekten korkmayacağız. Her türlü ürünümüzü satma imkânımız var. Ama hangi ürünü orada, nasıl satabileceğimizi iyi anlamamız gerekiyor. Bir de farklılığı yakalamak lazım.  Normal, standart ürünlerle gidersek şansımız biraz zor olabilir. Biraz ikna niteliği farklı ürünlerle gidersek tamamdır.

BOŞ KONTEYNIRI DOLDURMAK Kuşak-Yol Projesi Çin için çok önemli. Çin bu projeye hem ithalatı hem ihracatı kolaylaştırmak için çok önem veriyor. Niye? Zamandan ve maliyetten ötürü önem veriyorlar. Doğrudan demiryolunu kullandıkları zaman, şu anda 2 ayda konteynırla giden bir ürün, yaklaşık 12-15 günde Avrupa’ya varacak. Dolayısıyla aynı şekilde de geri dönecek. Giden vagonlar ve konteynırlar boş gideceği yerde onların içine ürünler konulabilir. Onların içinde bizim ihraç ürünlerimiz olabilir. Olayı bu gözle görmek lazım.

HUANG SONGFENG
ÇİN İSTANBUL BAŞKONSOLOSLUĞU TİCARİ ATEŞESİ

“FIRSATI KAÇIRMAYIN”

“Ben çoğu zaman Türkiye’deki iş insanlarına ekonomi ve ticaret alanında tavsiyelerde bulunuyorum. Bu sefer Çin’i daha iyi anlayabilmek için biraz da siyaset açısından tavsiyede bulunmak istiyorum. Çin’de her yıl mart ayında iki önemli toplantı yapılıyor. Bir toplantının adı Çin Ulusal Halk Meclisi öbürü ise Siyasi Danışma Konferansı. Bu iki toplantıda öncelikle geçmiş yılda Çin’in ne yaptığı, gelecek yıl neler yapacağı resmi bir şekilde açıklanıyor. Mesela bu yıl başbakanlığımızın hazırladığı rapor da şunu gösteriyor ki dünyada birçok insan Çin ekonomisinin yavaşladığını hatta duracak gibi olduğunu söylüyor. Dolayısıyla birçok iş adamı arkadaşımız bana şunu soruyor: ‘Huang, hala Çin’e gidip bir çalışma yapalım mı?’ Ben de diyorum ki, ‘Eğer rakibinizin yalanına inanıyorsanız gitmeyin. Çünkü onlar Çin piyasasını sizinle paylaşmak istemiyor.’ Gerçek şu: Geçen yıl yüzde 6,5 oranında büyüyen Çin ekonomisi bu yıl da yaklaşık aynı seviyede büyüyecek. Kısacası Çin ekonomisi durmadı, yavaşlamadı, daha sağlam bir şekilde devam ediyor. Size bu fırsatı kaçırmayın derim. Son dönemde Çin’de bile popülerlik kazanan bir kavram var. O da Sayın Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in düşüncesi. Yaklaşık bir kitap boyunca anlatılacak bu felsefesini size dört kelimeyle kısaca anlatayım: 1) Barış, 2) Kalkınma, 3) Sorumluluk, 4) Kazan / Kazan. Sanki Türkiye de aynı şeyleri yapmak istiyor gibi geliyor. Dolayısıyla biz bu konularda birlikte çalışabiliriz. Özellikle Türk iş adamlarına vermek istediğim tavsiyem şu: Çin sadık dostlar seviyor. Yani bugün bu ülkeyle yakın olup yarın diğer ülkeyle uzak durmak Çin için iyi bir şey değil. Yarın asıl düşman olan, yani iyi ilişkisi olmayan ülkeyle bir araya gelip daha önce yakın dostluğu olan ülkeyi terk etmek de sorun oluşturuyor. Bu Çinlilerin felsefesi değil.

“TÜRKİYE’YE YATIRIM İKİ KAT ARTACAK”

Vize ve diğer kolaylıklar konusu var. Bunlar sadece ticaret ve ekonomi işi değil ki. Bunların arkasında her zaman siyaset var. Birçok arkadaşımız diyor ki Çin ile Türkiye ne zaman yakınlaşmaya başlasa mutlaka ortaya bir olay çıkıyor ve o olayla birlikte iki ülke arasındaki ilişki soğumaya başlayıp sonra tekrar ısınıyor. Bence bu konularda hep beraber çalışmalıyız. 2021’de, yani iki yıl sonra, Çin’le Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50’nci yıl dönümü olacak. Bizim büyükelçimizin de verdiği birkaç büyük hedef var. Türkiye’den yaptığımız ithalatı iki katına çıkarmak istiyoruz. Türkiye’ye yapacağımız yatırımı iki kat artırmayı planlıyoruz. Türkiye’ye gelecek turist sayımız iki kat artacak. Bunu gerçekleştirebilmek için siyasi ilişkinin sağlam ve istikrarlı olması çok önemli. Bu konuda bizler sadece diplomat olarak çalışmıyoruz. Tüm iş adamları ve halkımızın ortak çabasıyla ancak bu işi başarabiliriz.”

ANDREW CAINEY
ASIABILITY KURUCU ORTAĞI

İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMEK NASIL MÜMKÜN?

“Son 20 yıldır Asiability’de meslektaşlarımla beraber Çin ve diğer ülkeler arasındaki etkileşimi iş ve ticaret açısından artırmak için çalışıyoruz. Burada kâr amacı gütmeyen politikalar ve düzenlemeler yapıyoruz. Son 18 aylık dönemde Türkiye’ye 8 kez geldim ve Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilere baktım. Burada iki konu önemli. Birincisi siyasi boyut. Makro sorunlar ve Çin ile Türkiye arasındaki ilişkiler açısından bazı gerginlikler baş gösterebiliyor. Tabii Kuşak-Yol projesinde olduğu gibi olumlu gelişmeler de söz konusu. Bazen yanlış anlamalar da olabiliyor. Çin’le iş birliğiyle ilgili tabii ki her zaman komplikasyonlar olabilir. Çin’le uzlaşmadığınız, anlaşmadığınız alanlar da olacaktır. Ama aynı şey İngiltere, ABD, Fransa, Brezilya’yla ilişkiler için de geçerli. İkili ilişkilerde her zaman bir karmaşa söz konusu. Burada önemli olan bu sorunlara odaklanıp, doğru tonu yakalamak. Bu, uzun dönemli ilişki kurmak açısından da önemli. Bir de önemli olan işin insan boyutu ve fırsatları değerlendirebilmek. Çin’de büyük fırsatlar var. Halihazırda Çin ile Türkiye arasında iş birliğine, ticarete, yatırıma dair bir gelişme var. Bu noktada ilkelerden ve insan bağlantısından bahsetmek istiyorum. Yani insanların birbirlerini ziyaret ederek bağlantılar kurması önemli. Bu noktada ilişkinin inşası sırasında tekrarlar gerekiyor. Özellikle yerel Çinli ortaklarla iş birliği yapmak sizlere Çin’e girmek konusunda yol gösterecektir. Ticaret imkanları bakımından elbette ihracata değinebiliriz ama aynı zamanda turizmden de bahsetmek lazım. Çinlilerin Türkiye’de turizm sürecinde yer almaları önemli. Yol ve Kuşak Projesi üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu.”

KORHAN KURDOĞLU
TÜSİAD ÇİN NETWORK BAŞKANI

“ÇİN’İN ÖNEMİNİ ANLAMAK ÖNEMLİ”

“İki gündür Çin’le ilgili rakamları, Çin ekonomisinin önemini ve büyüklüğünü konuşuyoruz. İlaveten Kuşak-Yol Projesi’yle yapılan açılımla beraber aslında küresel dünyada Çin, önemini bir kat daha artırdı. Ben şahsen Çin’e 2012 yılından önce sadece bir kez gitmiştim. Ama şunu söyleyebilirim, 2012’den sonra her ayın ortalama
bir haftası işim dolayısıyla Çin’de geçti. Nasip oldu, orada iyi bir iş yapmaya başladık. Restoran işletmeciliği yapıyoruz. Bir sürü deneyim kazandık. İlk başlarda Türkiye’de edindiğimiz deneyimleri oraya taşıdık. Fakat gördük ki iyi bir organizasyonla ve Çin kültürünü, Çin anlayışını biraz daha iyi anlayarak çok daha başarılı neticelere doğru gidilebilir. Ben hem TÜSİAD hem DEİK’te bu deneyimlerimi paylaşmak ihtiyacı hissettim. Çünkü çok küresel ve başarılı şirketlerimiz var. Çin’in önemini gerçekten anlamak lazım… Oradaki boyut farklılaşıyor. Biz açıkçası Türkiye’de elde ettiğimiz başarıyı Çin’de de tekrarlayacağımızı düşünmüyorduk. Ancak Çin açılımıyla her geçen gün daha da kolaylaşan bir ortam sunuyor. Eğer müşterinize yönelik ürettiğiniz ürünle bir yer edindiyseniz Çin’de de başarılı olma fırsatınız var. Biz de burada iş yapmanın nasıl mümkün olduğunu her platformda anlatmaya çalışıyoruz. Toplantılar yapıyoruz. TÜSİAD’da Çin’i anlamak, Çin’le iş yapmak üzere toplantılar gerçekleştiriyoruz. Ben bu toplantılarda farkındalığın arttığını, 6 yıl öncesine göre çok daha fazla farkındalık yaratıldığını görüyorum. Ama yine de tavsiye etmek istiyorum ki kasım ayında yapılacak yeni fuara mutlaka katılın. Çünkü gidip görmek, orada bulunmak çok daha farklı bir olay. Yeni kapılar yeni fırsatlara açılacak.”

ROBERT GUO
WINNERMAX CAPITAL YATIRIM OFİS BAŞKANI

ÇİNLİ YATIRIMCILARI ÇEKME FORMÜLÜ

“Çince benim ana dilim. İngilizce ikinci dilim. Görünüşe göre Türkçe üçüncü dilim olacak. Türkiye’ye ilk defa geldim ve çok beğendim. Gelmeden önce Türkiye’yle ilgili fazla bir bilgim yoktu. Çok şaşırdım. Burada birkaç arkadaş da edindim. Biz yatırımlarımızı küresel ölçekte yapıyoruz. Sadece Avrupa, Amerika ya da Çin’de değil. Her yere gidiyoruz. Çin ve Kanada arasında yılda belki 5-6 defa gidip geliyorum mesela. Bu noktada Türkiye’de de yatırım yapma fırsatlarına bakıyoruz. Zaten son birkaç gün içinde fikrim çok değişti. Biz finansal yatırımcılarız. Çin’de özel ve kamu şirketleriyle beraber hareket ediyoruz. Kuzey Amerika’da da aynı şekilde çalışıyoruz. Çin’deki şirketlerin Türkiye’ye gelmelerini tavsiye edeceğim. Çinli yatırımcıları Türkiye’ye nasıl çekebiliriz diye soracak olursanız şunu söylemem gerekir: Geleneksel olarak aslında hem Çin hem Türkiye çok büyük ve geçmişleri eskiye dayanan ülkeler. Ancak ne yazık ki Çin’deki pek çok girişimci ve iş sahibi Türkiye’yi çok iyi tanımıyor. Resmi olarak ya da iş sahipliği açısından Çin’e daha fazla ziyaret gerçekleştirilebilir. Bu karşılıklı olabilir. İki taraf arasında girişimciler ve şirket sahipleri birbirlerini daha fazla ziyaret edip iş birliği imkânlarını tartışabilirler. Zaten Yol-Kuşak projesi başlatıldı. Bu Türkiye’deki iş insanları açısından da büyük bir fırsat diye düşünüyorum. Bu avantajdan faydalanabilmek için yapılacak çok şey var. Bunları hep birlikte yapabiliriz. Büyük serüvenler, küçük adımlar atılarak başlar. Umarım gelecekte daha fazla iş yapabiliriz.”

JAMES CHEN
HOLLYHIHG CAPITAL CEO

1,3 MİLYAR DOLARLIK EK GETİRİ

“Hollyhigh Capital’i kurdum ve Çin’de 21 yıl boyunca çalıştım. Bankacılık yaptım. Bu 21 yıl boyunca hiçbir şekilde Türk yatırımlarıyla haşır neşir olmadım. Hep Amerikan şirketleriyle anlaşmalarımız oldu. Buraya davet edildiğimde, hızlıca Türkiye’deki Çin yatırımlarına baktım ve şok oldum. Bildiğiniz gibi Çin büyük bir dönüşümden geçiyor. Çin, ürün ihraç eden bir ülke olmaktan çıkıp sermaye ihraç eden bir ülke olmaya döndü. Geçen yıl Çin’de dışarı yapılan yatırımlar yaklaşık 130 milyar dolar civarındaydı. Bunun brüt marjı 4,5’tir. Yani küresel anlamda düşündüğümüz zaman aslında burada büyüme oranları düşüyor. Büyüme oranlarında yaklaşık yüzde 19’luk bir azalma söz konusu. Bu da büyük bir değişim demektir. Çinli yatırımcılar Türkiye’yi atladı mı? Bu kadar büyük bir ülkeyi unuttu mu? Bunun nedeni nedir? Ben zaten buna bir çözüm bulmak için buraya geldim. Bunu nasıl geliştirebiliriz, iyileştirebiliriz diye…. Sektör olarak turizmin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. Geçen yıl Türkiye’ye yaklaşık 400 bin Çinli turist geldi. Oysa 130 milyon Çinli turist dünyayı dolaşıyor. Türkiye’ye de gidiyorlar ancak görüldüğü gibi burayı ziyaret edenler toplamın yüzde 1’inden bile az. Yüzde 1 olsa 1,3 milyon turist olurdu. Bu da 1,3 milyar dolarlık ek getiri oluşturabilirdi. Her 100 turistin İstanbul’da birer daire aldığını düşünün ya da 1000 turistin burada yatırım yapacağını…

ALGI KÖTÜ

Türkiye’nin Çin’de daha iyi halkla ilişkiler çalışması yapması gerekir diye düşünüyorum. Zaten birçok Çinliden de bu izlenimi alıyorum. ‘Türkiye çok güvenli değil’ diye bir algıları da var. Ama tamamen yanlış bir anlaşılma. İstanbul, Pekin ve Şanghay kadar güvenli bir şehir. Bence çok büyük bir potansiyel var. Tabii ki sadece turistler açısından değil. Bu başka sektörler için de geçerli. Mesela gıda sektörü. Gıda sektöründe aslında büyük bir atılım var. Son zamanlarda Çin’de internette finansal özgürlükten bahsediliyor. Finansal özgürlük nedir? Aslında istediğiniz vişneyi, kirazı alabilmektir. İsterseniz bir vişneyi ithal edebilirsiniz. Türkiye’de de kiraz ve vişne üretimi var. O zaman niye Çin’e bunun nakliyesini daha fazla yapmayasınız ki? İstanbul’a son geldiğimde çocuklarım için çok fazla şeker, tatlı gibi şeyler aldım. Çocuklar bayıldı, bitirdiler. Sonra yine istediler. Ben buradaki arkadaşlarımdan tatlı ve şeker alıp Çin’e göndermelerini rica ettim. Bunu iş insanları yapmalı, çünkü nakliye ücreti 400 dolar. Yani büyük bir potansiyel var. Çin’le Türkiye arasında iki taraflı olarak yatırım potansiyelini artırmak lazım. Biz Pekin’de serbest ticaret anlaşmalarıyla ilgili bir düşünce kuruluşu kurduk. Birinci faaliyet Çin ile ABD arasında oldu. Sonra Çin ile İngiltere arasında oldu. Ama bence Çin ile Türkiye arasında da serbest ticaret anlaşmaları yapılabilir. Eğer böyle olursa bu her iki taraf için de iyi haber olacaktır diye düşünüyorum.”

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI