İYİ ŞİRKETLER

İYİ ŞİRKETLER

Bill Gates, dünyanın yetiştirdiği önemli iş insanlarından biri. Gates’i benzerlerinden
ise dünyanın ve insanlığın geleceğinin devamı için yaptığı sosyal çalışmalar ayırıyor.
Sivrisineklerden atıklara pek çok konuya kafa yoran Gates, bu uğurda milyonlarca dolar
harcıyor. Tıpkı Gates gibi şirketler de insanlığa ve dünyaya faydalı olmak, sorunları
çözmek için projeler geliştiriyor, yatırım yapıyorlar. Moderatörlüğünü Alternatif
Bank CEO’su Kaan Gür’ün, oturum sponsorluğunu BASF Türkiye’nin yaptığı
“Sürdürülebilirlik/Amaçlı Şirketler” panelinde, işte bu şirketler ve örnekler ele alındı.

MUHARREM YILMAZ
SÜTAŞ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

“HERKES BU İŞTEN PAY ALIYOR”

Sütaş, amacı olan bir misyon şirketi. Sadece süt işiyle uğraşıyor. Misyonu ise sütün iyiliğini ve bereketini yaymak, bunu yaparken kendisine emanet edilmiş kaynakları en verimli şekilde kullanmak, bunları geliştirmek ve yine süt değer zincirini en verimli şekilde yönetmeye çalışıyor. Yani Sütaş, sürdürülebilirlik ve amaçlı şirket tanımına çok uygun bir örnek. Kurulduğu günden beri kendi alanında derinleşmeye, entegre olmaya ve biriktirdiği tüm kaynakları bu alanda uzmanlaşmaya ayırmış olan bir şirket. Misyonu ile aslında değerlerini ve marka özünü de birleştirmiş bir şirket. Yani Sütaş’ı inekleriyle, yemyeşil doğasıyla, masmavi gökyüzüyle, ambalajında, reklam filminde her tarafta gördüğünüz zaman zaten bunun içerisinde çevresel sürdürülebilirliği hissediyorsunuz. Çok yüksek katma değer yaratan ve bunu, içinde yaşadığımız ekonomik düzenin en büyük zaafı olan gelir dağılımı dengesizliğini gidermek için toplumun tüm kesimlerine, en kılcal damarlara kadar dağıtan bir ekonomik faaliyet yürütüyor. Yani tarlada çalışandan süpermarketin kasiyerine kadar herkes, devlet dahil bu işten pay alıyor. Peki bu ekonomik sürdürülebilirliğin özünde ne var?

“ÇAĞDAŞ KAVRAMLARLA TANIŞTIRIYORUZ”

Sonsuz doğal kaynaklar olan toprak, güneş, su var. Bunları tüketerek dönüştürerek yeni bir değer yaratan, velinimetimiz ineklerimiz. Ekonomik sürdürülebilirlik bakımından hem yüksek katma değerli bir üretim var hem paylaşılması çok kapsayıcı bir yapıya sahip. Bu ekonomik sürdürülebilirlik. Sosyal sürdürülebilirlikte ise toplumun en defavorize kesimlerinin birlikte iş yaptığı bir sektörüz. Sütaş da

bunların lideri. Her gün iki kez bu kesimi çağdaş kavramlarla tanıştırıyoruz: Kalite, hijyen, verimlilik… Eğitimlerinden sosyal hayata katılımlarına kadar çok büyük bir sorumluluk alıyoruz. Sütaş, eğitimden sosyal hayata katılıma kadar, yani tarımı köylülükten kurtarıp sanayiye girdi üreten çiftçi haline getirmek ve çağdaş toplumun bireyi haline getirmek konusunda çok önemli bir işlevi yerine getirmeye çalışıyor. Sürdürülebilirliğin bir ayağı da kurumsallık. Sütaş’ın sürdürülebilirliğinin ana paydası olarak zaten kurumsallığı görüyoruz. Bir aile şirketi olarak doğup devam eden, bugün 44’üncü yaşında Sütaş; ama kurumsallık alanında çok gayretli. Halka açık olmayan şirketlerde üçüncü yıl üst üste kurumsal yönetim ödülünü alıyor. Her yıl sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetim raporları yayımlıyoruz, hiçbir mecburiyetimiz yokken…

SÜTAŞ’IN 2021 HEDEFİ

“Çevresel sürdürülebilirlik alanını desteklemek istiyorum. Markamızın özünde doğallık, yüzünde de inekler var. Fakat bunu sürdürülebilir kılmak için arkada çok büyük entegre bir sistem çalışıyor. Sütaş, kullandığı tüm doğal kaynakları geri çevirme iddiasında. Bugün endüstriyel tesislerimizin ihtiyacı olan elektriğin tamamını çiftliklerimizin gübrelerinden ve fabrikalarımızın atıklarından üretiyoruz. Önümüzdeki hedef, bindiğimiz araç dahil tüm kullandığımız enerjiyi bu şekilde elde edebilmek. Sütaş’ın 2020 hedefi bu. Bunları yaparken de sera gazı olarak ortaya çıkacak bir kötülüğü de ortadan kaldırıyorsunuz. 2017’de 6 milyon ağacın sağladığı sera gazı emilimi etkisinde metan gazını yakıp elektrik ve ısı enerjisine çevirdik. Bunun gibi arkada da sürdürülebilirlik taahhütlerini sağlayacak modeller kurmalıyız.”

RAMİ ATİKOĞLU
BASF TÜRK GENEL MÜDÜRÜ

“HAYATI KOLAŞLAŞTIRAN ÇÖZÜMLER”

Sürdürülebilirlikten önce şirketlerin varlıklarını sürdürebilmek için nelere gereksinim olduğuna bakmalıyız. 150 yıldır insanlık için hayatı kolaylaştıran çözümler üretiyoruz. 150 yıl ayakta kalmak kolay değil. Üç temel ilkeye riayet ediyoruz. Birincisi, ekonomik başarı; ayakta kalmak için firma para kazanmalı. İkincisi, çevre duyarlılığı; bir dünyamız var, ona karşı duyarlı olmalıyız. Üçüncüsü ise globaliz ama bulunduğumuz topluma değer katmak için çaba sarf ediyoruz. Sosyal sorumluluk olmazsa olmaz kriterlerimizden. Önümüzdeki yıllardaki değişikleri dikkate alıp buna uygun araştırma ve inovasyon çalışmaları yapmayı düşünüyoruz. 2050’yi hayal ettiğimizde dünya nüfusu 2 milyar kişi artacak. Bu nüfusun yüzde 70’i şehirlerde yaşayacak. Enerji ihtiyacı bugünden yüzde 50, gıda ihtiyacı yüzde 30 daha fazla olacak. Şehir yaşamı, akıllı enerji ve gıda bizler ve toplum için önemli kriterler haline gelmiş durumda. Buna göre çalışmalar yapıp faydalı çözümler geliştirmeye çalışıyoruz. 17 kez üst üste Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’ne dahil olduk. Bu, şirketin kararlılığını gösteriyor. BASF, iklim değişikliği listesinde global liderler arasında yer alıyor.

BASF’DEN İNOVATİF ÖRNEKLER

Kimya hayatı kolaylaştıran çözümler oluşturuyor. Peki hangi inovatif çalışmaları yapıyoruz? Biri giyilebilir teknolojiler… İklim gittikçe ısınıyor ve bu engellenemez gibi görünüyor. Daha fazla sürelerde dış ortamlarda çalışmak zorunda kalıyoruz. Yeni giyilebilir teknolojilerle vücutta klima etkisi yaratan, klimatik dokular oluşturan, termoplastik poliüretan esaslı çözümler oluşturduk. İleride bu sayede çöllerde yaşamak mümkün hale gelecek. Bir başka örnek, açık ofislerde çalışmak artık çok yaygın. Okullar, konferans salonları var. Buralarda bir gürültü kirliliği, uğultu var. İnsanlar bu yüzden evlerine yorgun olarak dönüyor. Yeni bir teknoloji sayesinde uğultunun emilimi sağlanıyor. Gürültünün ortadan kalkması ile daha huzurlu bir ortam oluşturuluyor. Artık kış aylarında karalıkta evlerimizden çıkıyoruz ve karanlıkta dönüyoruz. Birçok ofis ortamı gün ışığı görmüyor. Camın içine yerleştirilen filmlerle güneş ışığının ışık tüneli vasıtasıyla karanlık odalara kadar gitmesi ve buradaki armatürlerle aydınlatılması sağlanıyor. Son olarak plastik konusu gündemimizde. Önemli bir çevre kirliliği. Plastikten vazgeçmek mümkün değil ancak doğaya karışabilir ve gübre işlevi görebilir plastik üretmek mümkün. Sera filmlerinden kahve kapsüllerine gidebiliyor. Birkaç hafta içinde toprakta yok olabiliyor. İşte bunlar bizim geleceğe bakışımızı ifade ediyor. BM tarafından belirlenen 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi var. Şirket olarak bunları benimsiyoruz ve destekliyoruz. Bunlardan birkaç tanesini Türkiye’de çok önemsiyoruz. Birincisi, nitelikli eğitim ihtiyacı. Bunu sosyal sorumluluk ilkemizle birleştiriyoruz. 81 ile 81 Kimya Laboratuvarı adıyla bir proje başlattık. Dört duvarı teslim aldık ve son derece ileri bir kimya laboratuvarı inşa ettik. 81 ilden 79’unu teslim ettik. İkisi bu yıl içinde tamamlanacak. Basfi adında bir YouTube kanalımız var; 12-18 yaş gurubu çocuklara bilimi sevdiriyoruz. 150 bin çocuğa ulaştık.”

TANKUT TURNAOĞLU
P&G TÜRKİYE CEO’SU

“2020 HEDEFLERİNİN ÇOĞUNA ULAŞTIK”

“Günümüzde şirketler, sadece ürün ve hizmet sunan, satan ve bunun sayesinde bir ticari sürdürülebilirlik sağlayan şirketler olarak görülmüyor. P&G olarak 182 yıldır yapıyoruz ama son dönemde özellikle çocuklar ve gençler, “İşinizi sürdürüyorsunuz; ama bize de yaşamımızı sürdürebileceğimiz bir dünya bırakıyor musunuz?” diye soruyor. Ben Türkiye’de 6 yıl önce göreve başladım. Önemli yaptığımız işlerden biri de direkt üniversitelerden çalışan kaynağı sağlamak. Üniversiteleri ziyaret ediyorum. Gelen sorular, P&G kariyeri dışında “Duracell pili ne yapıyorsunuz?” “Şampuan şişelerini ne yapıyorsunuz?” oluyor. Bu yüzden de bizim gibi şirketlere, kamuya ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor. Bu görevleri de ancak saydığım bu üç kurum beraber çalışarak yapabilir. Biz de tamamen bu şekilde bakıyoruz konuya. Kamu, STK’larla nasıl entegre çalışarak sürdürülebilirlik hedeflerini sağlayabiliriz diye bakıyoruz. Kurum olarak Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi’nin kurucularından biriyiz. Sürdürülebilirliğe önem veren şirketler, finansal olarak da bundan getiri sağlıyor. Bu tamamen veriyle ispatlanmış durumda. Buna baktığımızda 2010 yılında, 2020 hedeflerini koyduk. 2019 başında 2020 hedeflerinin çoğuna ulaştık. Enerji ve suyu en az yüzde 20 azaltmak hedefini yüzde 25’le yakaladık. Sera gazlarını yüzde 20 azaltmak hedefini şimdiden yüzde 22 ile yakaladık. Diğer hedefler konusunda da aktif olarak çalışıyoruz.

“4 ALANI KAPSIYOR”

Geçen yıl da 2030 hedeflerini duyurduk ve bunlar 4 alanı kapsıyor. Birincisi markalar; biz markalarla hayata dokunan bir firmayız. Dünyada 65, Türkiye’de ise 25 markamız var. Markalar da inovasyon ve iletişim planlarının içine koyulması gerektiğini düşünüyoruz. İkincisi, tedarik zinciri. Ana markalarda bütün ambalajların yüzde 100 ya geri dönüştürülebilir ya da geri dönüştürülmüş ürünlerden karşılanmasını bekliyoruz. Üçüncüsü, topluma katkı; burada iş birlikleri kurmak istiyoruz. Bunlardan biri, okyanuslardaki plastik sorunu. Bu konuda 30 firma var. Eşbaşkanlığını BASF ile birlikte yapıyoruz. Geçen gün Filipinler’de bir balinanın karnından kilolarca plastik çıktığını okudum, bundan bir yere kadar hepimiz suçluyuz. Sürdürülebilirliğin önündeki bu engelleri ortadan kaldırmalıyız. Türkiye’de Head&Shoulders ambalajlarının yüzde 20’si dönüştürülebilir durumda. Hedef yüzde

100’ünü geçirmek. Son alan ise çalışanlarımız. Çalışanlar da sürdürülebilirlik konusunda çok önemli, onlara karşı da sorumluyuz. Onların da katkı yapması lazım. 2013’te geldiğimde, plastik su şişelerini kaldırabilir miyiz diye düşündüm. Sebillerden cam şişelere sular dolduruluyor, tekrar kullanılabiliyor. Hepimizin yapacağı küçük şeyler var. Biz bunu ofis dizaynına taşıdık. On katlı plazadan iki katlı yatay ofise geçtik. Öyle bir dizayn ettik ki “Altın LEED sertifikası alabilir miyiz?” dedik ve metrekareyi yüzde 390 azaltmış olduk. Çalışanları da bunlara ortak etmeye çalışıyoruz. Sürdürülebilirliği biraz daha geniş düşünüyoruz. Çevre de var tanım içinde ama kadın erkek eşitliği gibi alanlar da var.”

BASIMA ABDULRAHMAN
KESK KURUCUSU VE CEO’SU

“YEŞİL BİNAYLA HASTALIK İZNİ ALANLAR AZALIYOR”

Yeşil binaların faydası üç kategoride anlatılabilir: Çevresel, ekonomik ve sosyal… Yeşil bina kavramını ilk kez duyanlar, genellikle yeşile boyanmış bina veya yeşil ürünler sunan bahçecilik alanında çalışmalar sunan bir şirket gibi düşünüyor. Ama biz her türlü etkileşimi, sürece dahil ediyoruz. Seçtiğimiz maddelerden tutun da menşeilerinin neresi olduğuna kadar veya su ve enerji tüketimini kullanmaya yönelik uygulamalardan havalandırma veya sirkülasyon oranına kadar… Çevresel dediğimizde, binalar sera gazının üçte birini üretiyor. Dolayısıyla iklim değişikliğini azaltmak istiyorsak doğru yatırımları yaparak bu binaların tasarım ve uygulama aşamasında kullanırsak sorunları azaltabiliriz. Burada bizler sadece enerji, su kullanımı veya doğal kaynakların kullanımının azaltılmasından bahsetmiyoruz. Aynı zamanda enerji harcamasının azaltılmasıyla aslında çevremizi etkileyen sera gazlarını da azaltmış oluyoruz. Ekonomik dediğimiz zaman yeşil binalar elektrik faturanızı yüzde 50, su faturanızı yüzde 25 azaltırken varlık değerini yüzde 50 artırıyor. Bunların tümü tabii ki hem bina sahipleri hem de işletmeler için mali kazançları beraberinde getiriyor. Finansal kısmında ise vaktimizin yüzde 90’ı binalarda geçiyor. Hepimiz temiz sağlıklı bir ortamda yaşama arzusu taşıyoruz. Yeşil binalar, bu çözümleri sunarak kirleticilerin, kimyasalların, karbondioksit düzeylerinin sürekli izlenmesini mümkün kılıyor. Kabul edilebilir standartlara uygun değilse belirli özellikler devreye alınıyor ve böylece havalandırma artırılıyor. Kapalı ortamdaki çevre kalitesini iyileştirerek aslında insan sağlığını iyileştirmiş oluyoruz. Bu da işletmeler açısından tabii ki faydaya dönüşüyor. Çünkü hastalık izni alanların sayısı da azalmış oluyor.

“IRAK’I YENİDEN İNŞA EDİYORUZ”

Maalesef yıllarca süren savaşlar, siyasi çatışmalar, gerginlikler, ekonomik krizler gibi durumlarla karşı karşıyayız. Ama öyle bir noktaya ulaştık ki artık ekonomiyi canlandırıp ülkeyi yeniden imar ediyoruz. Irak’ın yeniden inşa edilmesinde 100 dolarlık bir bütçeden bahsediyoruz. Yeşil binalara odaklanan bir şirket olduğumuz için benim burada misyonum, bu hizmeti kamu kurum ve işletmelerine sunarak aslında yeniden inşayı yeşil ve sürdürülebilir yapmak. Burada devlet tarafından büyük katkı gerekiyor. Uzun vadeli çözümler, kısa vadeli, siyasi çıkarlara dayalı ve

politikalar yerine uygulanabilsin istiyoruz. Irak gibi krizden geçen bir ülkede tabii ki güvenlik durumunu iyileştirip sürekli hale getirmek gerekiyor. Üçüncü tarafların bulunması buradaki kamu özel ortaklığını kolaylaştırma noktasında önem arz ediyor. Tabii ki şeffaflığın yatırım aşamasında sağlanması, yolsuzlukların da önüne geçilmesi anlamına geliyor. Geleceğin şehirlerinde büyük nüfus akışı kırsaldan kentlere olacak. Bunların hepsinin sürdürülebilir ve akıllı binalardan oluşması gerekiyor. Akıllı ve sürdürülebilir binalar dediğimiz zaman yaşayan ve üreten birimlerden söz ediyoruz. Gıda üretimi sağlayacak bahçelerin olması ya da enerji üretecek birimlerin olması ya da başka diğer yeşil enerji stratejilerinin mevcut olmasından bahsediyoruz. Mesela yağmur suyundan bahsediyoruz. Veri olmadan toplantılarda mevcut ve geleceğin taleplerini konuşursak ister su ister enerji olsun veri olmadan bir sonuç elde edemeyiz.”

NIKOS MOURKOGIANNIS
PURPOSE KİTABI YAZARI

“BAŞARI İÇİN İYİ ŞİRKET OLMALISINIZ”

“BABAM SENCE NE YAPARDI?” Türkiye’ye 20 yıl önce gelmiştim ve bu ülke benim amaçla ilgili anlayışımı netleştirdi. Kitabımda bir kahraman var ve bu bir Türk iş kadını, Suna Kıraç. 5 yıl boyunca kendisine danışmanlık yaptım. Her zaman zor bir soruyla karşılaştığımızda hep, “Nikos bu konuda sence babam ne yapardı?” derdi. Dolayısıyla anladım ki grupta çok derin bir değer zinciri var.

FELSEFİ OLARAK DA TARTIŞILIYOR Benim kitabımda nasıl bir mesaj verdiğimi soruyorsanız, verdiğim mesaj, kitabımı ilk çıkardığım zamana göre bugün daha çok anlam ifade ediyor. İşinizi başarılı yapmanızın yolu, her aksiyonunuzda işinizi iyi yapmanızla ilgilidir. Bir şirketin “iyi şirket” olmasıyla başarılı olması arasında fark olduğu felsefi olarak uzun yıllardır tartışılıyor. Başarılı olmanın yolu, iyi bir şirket olmaktan geçer, benim mesajım bu. İnsanların kafasında yüzyıllardır başarılı olmakla, iyi olmak arasında bir tezat var. Dünyanın pek çok yerinde insanlar, bugün bile iş dünyasının, şirketlerin etik olmadığını düşünüyor.

“MUHAKKAK AMACINIZ OLMALI” Milenyumla birlikte hem başarılı hem de iyi şirket olmayı öğrenmemiz gerektiği ortaya çıktı. Bunu yapmak için de bir amacınız olması gerekiyor. Bunun merkezine de bir değer oturtmak gerekiyor. Ne yaparsak yapalım bu değere zarar vermeden amacımıza ulaşmalıyız. Değerlerle ilgili söz ettiğimiz bütün bu konular, faydalı olmanın yanında tehlikeli. Çünkü bir şirkette 10 farklı değere sahipseniz ve hepsine aynı önemi veriyorsanız, bazılarına gereken önemi vermemiş olabilirsiniz. Şunu da söylemem gerekiyor ki para kazanmak için bir amaca sahip olmanız gerekmiyor. Ancak sürdürülebilir bir işe sahip olmak istiyorsanız iyi bir şirket olmak zorundasınız.

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI