REFAH İÇİN DİJİTALLEŞME

REFAH İÇİN DİJİTALLEŞME

Ünlü yönetim gurusu Clayton Christensen, kitabı Prosperity Paradox’ta, inovasyon ve dijitalleşmenin ekonomik refaha katkı yaptığını anlatıyor. Dijitalleşmenin bir  yandan yeni iş imkanları, verimlilikte artış, yeni teknolojik ürün ve hizmetler anlamına gelirken bir yandan da sosyal ve fiziksel dönüşüm yaratacağı, eşitsizlikleri de azaltacağı konuşuluyor. Vodafone Business sponsorluğunda, Vodafone Türkiye CEO’su Colman Deegan moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Refah İçin Dijitalleşme” panelinde işte bu gerçek tartışıldı.

ARİ KEŞİŞOĞLU
FACEBOOK ORTADOĞU, AFRİKA VE TÜRKİYE BAŞKAN YARDIMCISI

HANGİ TEKNOLOJİLER ÖNEM KAZANACAK?

“Şu anda her ay Facebook’a dokunan 2,7 milyar insan var. Bu, dijitalin hayatımızın içinde olduğunu gösteriyor. 2,7 milyar insan 100 metre içeriğin üzerinden gidiyor.
Yüksekliği Galata Kulesi’nden fazla bir içerik. Beni en çok heyecanlandıran şey, bir yandan bilim kurgunun gerçek olduğuna kendi gözlerimizle şahit olmamız. 2005’te Google Londra ofisinde çalışmaya başladım; o dönem video-konferans yapıyorduk. O zaman için çığır açmış bir teknolojiydi. Şu anda hepimiz bunu kullanıyoruz. Facebook içinde önümüzdeki 10 yılda önem kazanacağını düşündüğümüz üç nokta var: Birincisi, bağlantı teknolojileri. Bu teknolojide Türkiye oldukça iyi bir konumda. Ama benim bölgeme dahil olan Afrika, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da çok önemli. Buna çok yatırım yapıyoruz ve dijitalleşme konusunun ana bacağı bu. İkincisi, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik. Bugün bunlar momentum kazanıyor. Artırılmış gerçeklik, biraz daha gerçeğe yakın. Gözlük takıp gördüğümüz dünyanın üzerine yeni bilgiler ekleyebiliyorsunuz. Sanal gerçeklik ise farklı bir dünyaya bakış. Artırılmış gerçeklik önümüzdeki 5 yılda biraz daha hayatın içinde yer alacak. Yapay zeka da sonuç vermeye başladı. Ama halen gerçekten zeki olmaktan çok uzak. Bu paneli, önümüzdeki 10 yıl içinde yapay zeka düzenleyemez. Ama şu anda yapay zeka Facebook’ta her gün 1 milyonun üzerinde sahte hesap yakalıyor.

HAYATIMIZI NASIL ETKİLEYECEK?

Ekonomik etkiye baktığımızda herkes bu platformların parçası olmaya başladıkça ticarette sınırlar kalkacak. Örneğin dünyada 135 milyon kişi Facebook üzerinden Türkiye’de bir küçük işletmeye bağlı. Nusret örneği var. Instagram üzerindeki başarısını biliyor musunuz? Herkesin şu anda buna erişimi var. Sadece ünlülerden bahsedince bize çok uzak gibi geliyor ama aslında gerçek hayatta da devam ediyor bu. Benim babam tüccardı. Mahmutpaşa’da dükkanı vardı. Ticarete dair öğrendiğim şeylerin çoğunu babama gittiğim yazlık stajlardan öğrendim. Kapalıçarşı’da İznikworks diye çok basit bir dükkan var. Sahibi İsmail Akşahin. Ne yapıyor görebilmek için hem kendim gittim hem pek çok misafirimizi götürdüm. Şu

anda satışının yüzde 90’ını bu teknolojiler sayesinde yurt dışına yapıyor. Asıl başarı kriteri için bence üç aşama var. Yeni dünyada başarılı olabilmek için dijital teknolojilerde kullanıcı ve katılımcı olabilmek gerekiyor. Türkiye bu konuda çok iyi ve ileride. Genç kullanıcı sayısı çok fazla. Teknolojiyi de çok iyi kullanabiliyorlar. İkicisi ileri düzey kullanıcı olmak gerekiyor. Üçüncü ve bence en önemlisi de geliştirici olabilmek. Beni en çok heyecanlandıran ve Türkiye’yi en çok ileriyi götüreceğini düşündüğüm bu geliştirebilme kısmı. Bu yüzden Facebook’un Türkiye’de çok daha aktif olmasını istiyorum.”

PROF. ZAKRİ HAMİD
MALEZYA BAŞBAKAN DANIŞMANI

ULUSAL DİJİTALLEŞME POLİTİKASI NASIL BELİRLENDİ?

“İster kamu ister özel sektörle ilgili olsun siyasi liderlik çok büyük önem arz ediyor. Siyasi irade bulunmalı ve burada asıl ana noktaları ifade edebilmeliyiz. Benimle paylaşılan hedef çok basitti ve dijitalleşmeye dayalıydı Siyasetçiler ister kendileri ister danışmanları olsun genellikle her proje istihdamla ilgili katkıda bulunsun istiyorlar. Ne kadar istihdam varsa o kadar iyidir. İkincisi, insanlığın esenliğini ve refahını artırmak bu teknolojilerle amaçlanır. Bunlar bizim gelirlerimizi artırır. Malezya örneğine bakarsak, ICT ile alakalı farkındalık düzeyi oldukça yüksekti. Başbakanlık, 1996’da Multimedia Super Corridor’u Kuala Lumpur’un hemen dışında inşa etmişti. Buradaki ana fikir, dijitalleşmeyi ülkemizin günlük uygulama alanlarında geçerli hale getirmekti. Devlet burada öncelikle kendisini dijital hale getirmek istedi. Akabinde insanların daha verimli ve kaliteli bir yaşam sürmesini amaçladı. Tabii ki özel sektörü ilgilendiren bir açı da söz konusu. Ulusal dijitalleşme politikasını bu şekilde belirledik. Önceki hükümet döneminde bu devreye alınmıştı. Şimdi yeni hükümet tarafından da değerlendiriliyor. Dijitalleşmeyle ilgili faydalı bir taraf, endüstri 4.0’la ilgili olarak bu gelişimlerin siyasi olarak iyi sonuçlar ortaya koyması için mevcut hükümet, 2019 itibarıyla 800 milyon dolarlık bir bütçeyi dijitalleşmeye ayırdı. Dijitalleşmenin herkesi kapsaması gerekiyor Aynı zamanda evrensel bir kamu malı olması gerekiyor. Bunun sonrasında tabii ki gelecek nesilleri nasıl eğiteceğimize bakmalıyız. Bu konuyla ilgili çok fazla konuşma yapılıyor. Özellikle bilim, teknoloji, mühendislik ve matematiği beraber kullanmak suretiyle dijitalleşmeye odaklanmaktan bahsediliyor; ama burada eksik kalan bir şey var. Bu da sanat ve insanlık tarihi, etik, sosyal bilimlerin mülahazaları. Bunların gelecek nesillerde bir araya getirilmesi eleştirel düşünceyle beraber insanın aynı zamanda insanlığa dair bir anlayış geliştirmesi gerekiyor. İyi bir geleceği ancak böyle oluşturabiliriz.”

HÜSEYİN GELİS
SIEMENS TÜRKİYE CEO’SU

“DİJİTALLEŞME HAYATIMA DOKUNAN BİR GERÇEK”

Dijitalleşme bugün nerede bulunuyor? Öncelikle şunu söyleyebilirim. Bugün İstanbul’dan Bursa’ya gelirken her zamanki gibi erken uyandım. Teknolojiyi erken benimseyenlerden biriyim. Bu sabah dolayısıyla kişisel asistanımı yani telefonumu elime aldım. Hava durumunun nasıl olduğunu bana sesli olarak söyledi. Biz Siemens’de buna Bilge diyoruz, tıpkı Siri gibi.. Akabinde tüm gün taşıdığım, telefonumla bir App’a bağlı akıllı bilekliğimi taktım. Ne tür ilaçlar almam gerektiğini söyledi. Bir sonraki aşamada kahve makineme kahvemi yaptırdım. Havalandırma sevdiğim bir dereceye ayarlanmıştı. Neticede her gün böylece yüzde 20 enerji tasarrufu yapmış oluyorum. Sonrasında kalkıp hazırlandığımda “Bugün neden bahsedeceğim?” diye yolda düşünürken doktorum beni aradı. Çünkü doktor sistemimden gelen mesajı almıştı ve bugün hangi ilacı alıp almamam gerektiğini benimle paylaştı. Fütüristtik şeylerden bahsetmiyorum, bugün olan şeylerden söz ediyorum. İşte dijitalleşme halihazırda bu şekilde hayatıma dokunan bir gerçek. Nereye adım atarsam atayım ana konu veri oluyor. Havalimanında, yüksek hızlı trende veri üretiyorum. Bu verinin değerinin farkında mıyız? Burada bir sistemi kullanmak suretiyle verileri analiz ederek daha üretken hale gelebiliyor muyuz? İşte dijitalleşme bununla alakalı. Dijitalleşme daha kaliteli bir yaşam oluşturabilmek için çalışılmalı.”

MURAT EMİRDAĞ
HEPSİBURADA CEO’SU

“BEKLENTİLERİN ÖNÜNDEKİ SINIRLAR KALKTI”

“E-ticaret hayatımıza internetle girdi. İnternet ise 30 yıl önce girdi hayatımıza ve dünyanın yarısından fazlası artık internete bağlı. Dünya nüfusunun yarısı da 30 yaş altında. Demek ki dünya nüfusunun yarısı internetsiz bir dünyayı görmemiş. Bugün dokunduğumuz, kullandığımız birçok nesne ve eşya aslında dijital dünyada var ve artarak devam edecek. Önümüzdeki yıllarda uçak, oyuncak, buzdolabı, telefon derken 50 milyardan fazla alet internete geçecek. E-ticareti bu kadar büyük kılan bir gerçek
daha var. O da şu: İnsan nüfusu artmaya devam ediyor. 2050’de 10 milyar insan olacak. Bu insanların yüzde 60’ından fazlası tüketmek istiyor. Bunları bir araya getirdiğimizde yeni bir ekonomik ihtiyaç doğuyor ve doğal olarak da bu yeni ekonomi, e-ticarette vücut buluyor. E-ticaret büyüyor. Perakendenin neredeyse yüzde 5’i e-ticarette yürüyor. Bu alanın daha gidecek çok yeri var. Bazı ülkelerde iş biraz daha hızlı gidiyor. İnsanlar bundan vazgeçemez hale geliyor. Özetlemek gerekirse hayatımızdan e-ticaretle birlikte kalkan bazı şeyler var. İş kurmak veya ürün hizmet satmak için bir yere ihtiyacınız yok. Başlangıç maliyetiniz çok daha düşük. Pazarlama departmanı kurmanıza gerek yok. Artık e-ticaret sayesinde biliyoruz ki iş kurmanın önündeki bariyerler kalktı. Bugün örneğin Hepsiburada platformunda, 17 binden fazla KOBİ ve girişimci ürününü satabiliyor. Aslında çok büyük bir başlangıç maiyetine ihtiyaçları yok. İkincisi sınırlar ortadan kalkıyor. Artık hangi ülkedesiniz, neredesiniz önemi yok. İstediğiniz ürünü seçerek istediğiniz yere hizmeti iletecek haldesiniz. Son ve en önemli şey, bütün e-ticaretin bu hale gelmesindeki en büyük faktör ise kalite ve hizmet beklentisinin atık sınır tanımıyor olması. Herkes, her şeyin en iyisini, en uygun fiyata, en uygun zamanda ve istediği şartlarda almak istiyor ve bu mümkün. E-ticaret sayesinde beklentilerin önündeki sınırlar da kalktı. Hayal gücümüz tek sınırımız. E-ticaretle beraber aslında toplum kazandı. Hepimiz e-ticaretin getirdiği bu gücü kullanarak ve üzerine datayı koyarak istediğimiz ürünlerle ilgili hizmet verebiliyoruz. E-ticaretin dünyanın dijitalleşen yüzünde önder olmasını hem mantıklı hem yerinde adım olarak görüyorum.

SOSYAL KATKI

Dünyada milyonlarca insan tarafından kullanılıyor teknolojiler. Sosyal, kültürel değişime anahtar olduğuna dair güzel bir örnek Hepsiburada… Şirketimizin kurucusu bir kadın ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı Hanzade Doğan. Şirketimizin yüzde 60’ı kadın. Yöneticilerimin yüzde 57’si kadın. Ben erkek olarak azınlığım. Aslında teknolojinin imkanlar tanındığında, fırsat sağlandığında, sosyal, kültürel değişime ne kadar katkı yaptığının vücut bulmuş hali bu. Bir örnek daha… “Kadınlara destek amaçlı girişimci ürün açarsak teknolojiyi kullanarak ne yapabiliriz?” diye program yapmışız. Program yaklaşık 1-2 yıldır faaliyette. Adı Girişimci Kadınlara Teknoloji Gücü. Bu programda 4 binden fazla girişimci kadın var. Ben Silikon Vadisi’nde çalıştım, bu kadınlar öyle bir büyüme göstermiş ki orada bile bu seviyeye ulaşıldığını görmedim. Son 21 ayda bu kadın girişimciler 1 birim olan ekonomilerini 45 birime çıkarmışlar. Böyle düşünürseniz, aslında teknolojinin doğru fırsatları, doğru insanlara götürdüğünü, hayal kurmanın önündeki engelleri kaldırdığını görüyorsunuz. Özellikle içinde bulunduğum e-ticaret dünyasında bunun birçok açıdan sosyal hayata katkı yaptığını da görmek teknolojinin güzel taraflarına odaklanma isteği uyandırdı bende.”

SHAUN REIN
CHINA MARKET RESEARCH GROUP GENEL MÜDÜRÜ

“ÇİN DİJİTALLEŞMEYE DOĞRU GİDİYOR”

Sınırların kalktığı bir dünyadan bahsediyoruz; ama bir şeyi unutuyoruz. 700 milyon kişi Çin’de internete erişim sağlıyor ama buradaki Facebook, Google gibi şirketlerin pek çoğuna erişemiyor. İki dünya var Çin’de: Batı dünyası ve Çin dünyası. Çin’de kısmen bir kontrol mevcut. Hükümet istikrarı sağlamak istiyor ve Amerikalılar konusunda çok endişeliler. Haklılar bence de. Bir diğer konu ise Çin, belki beş yıl önce bir kopyala yapıştır ülkesi gibi düşünülüyordu. Diyelim Google çıktı; Çin de kendi Gooogle’ını oluşturmak istiyordu. Ama sonra Zuckerberg bir Çin şirketini kopyalamaya başladı. Son beş yıldır ise Çin, mobil konusunda dünyanın inovatif ülkelerinden biri olmaya başladı. Çin aslında günlük uygulamalarda dijitalleşmeye gidiyor. Cep telefonunuz yoksa Çin’de hayatta kalamazsınız. Bu, aslında günlük açıdan baktığımızda biraz da tehlikeli. Mahremiyet ortadan kalkıyor. Alibaba diyor ki günlük yaptığımız şeylerle ilgili veri istiyoruz. Masaj yaptırmak istiyorum diyelim ki… Masajı yaptırdığım resmi yere girdiğimde kameranın görüntüsü direkt devlete gidiyor. Bu çok tehlikeli. Ülkenin birçok yerinde milyonlarca kamera var. Yüz tanıma yapıyorlar. Hatta insanların yürüme tarzlarını bile tespit eden sistemler var. Çin bu noktada bir öncü haline geldi. Mesela Türk hükümeti yöneticileri… ABD’ye mi yakın olmak istiyorsanız, Çin’e mi? İkisine birden yakın olamazsınız. Türk iş adamı ve kadınlarının bunu görmesi lazım. Bipolar bir internet dünyası var. Ya Amazon’a satacaksınız ya bana
satacaksınız. Ben olsam beni seçerdim; biz nasıl para kazanılacağını iyi biliriz.

“DİJİTALLEŞMEYİ SİYASİLEŞTİRDİLER”

İdeal bir dünyada değiliz. Savaş diyemeyiz ama çok fazla bir gerilim var. Çin de ABD’ye küresel olarak yetişmeye çalışıyor. Dijitalleşmeye jeopolitik açıdan bakmak gerekiyor. ABD böyle yapıyor. ABD, Kanada’ya Huawei’nin CFO’sunu tutuklama

noktasında baskı uyguladı. Buna rehin diplomasisi dedi Çinliler. Şu anda Trump, aslında dijitalleşmeyi siyasileştiriyor. İngiltere, Yeni Zelanda, Avusturalya, Birleşik Kralllık gibi ülkeleri dahil ederek “Çin telekom ürünlerini kullanamazsınız” dedi. Almanya’ya da diyor ki, “Siz de böyle yaparsanız sizinle siber güvenlik bilgilerini paylaşmayız.” Dolayısıyla ABD burada, dijitalleşmeyi siyasileştirdi. Trump, Almanya’ya iki seçenek bırakıyor: Huawei telekomla devam ederseniz sizinle siber güvenlik konusunda bilgi paylaşmayız diyor. Diğer ülkelere de “Farklı hareket etmelisiniz” diyor. Yeni Zelanda “Huawei’yi burada kullanmayız” dedi. Çin de turistlerine “Artık Yeni Zelanda’ya gitmeyin. Yeni Zelanda’dan gelen ürünleri almamalısınız” dedi. Burada ikili bir realite var. Ya Çin sistemine ya ABD sistemine dahil oluyorsunuz. Bu noktada Başkan Trump ve Çin’de Başkan Şi Cinping aslında dünyayı, hardpower dediğimiz ekonomik güçleri kullanarak şekillendirmeye çalışıyor. Dolayısıyla askeri kuvvetten ziyade dijital kuvvet, süper kuvvetlerin kim olduğuna karar verecek.”

HAKAN BİNBAŞGİL
AKBANK GENEL MÜDÜRÜ

YENİ NESİL BANKACILIK

Akbank olarak, yaklaşık 5 yıl önce şöyle bir soru sorduk kendimize: “Biz Akbank’ı bugünkü yeni teknolojilerle sıfırdan kursak nasıl bir banka kurardık?” Adını Yeni Nesil Akbank koyduk. Birçok şey yaptık ama 5 madde sıralamak istiyorum. Öncelikle bu hizmetlerimizde mobili önceliğe aldık. Bugün bizim işlemlerin yüzde 95’i şube dışında oluyor. Yüzde 80’i de mobilden gerçekleşiyor. Bugün mobildeki müşteriler ayda 28 kere Akbank’ı ziyaret ediyor. Bunu fiziksel bir şubede yapmak hemen hemen imkansız. İkincisi özellikle teknolojik ortamda dünyada trendleri daha iyi yakalamak için aşağı yukarı 4 yıl önce Akbank Lab dediğimiz bir birim kurduk. Buradaki amaç, inovasyon gücümüzü artırmak, kültürü bankaya yaymak ve özellikle fintekleri iş ortağı olarak görmekti. O günden bugüne yaklaşık 100’e yakın fintek ile çalışmamız oldu. Üçüncü olarak şunu sorduk: Mobil ve teknoloji gelişiyor. Peki şubelerde bir farklılık olmayacak mı? Geleceğin şubesini tasarlamaya başladık. Sadece şube dizaynı değil, işleyiş de farklı. Nakdi ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Belki birdenbire bu noktalara gelemeyeceğiz ama bazı şubelerimizde bu noktalara çok hızlı geldiğimizi görüyoruz ve bu bize cesaret veriyor. Dördüncü konu, bunları tasarlayabilmek için Veri Yaşam Merkezi adlı büyük yatırıma girdik. Geçen yıl Türkiye’nin zor bir senesiydi. 250 milyon dolardan fazla yatırım yaptık. Türkiye’deki en yetenekli arkadaşları buralara çekebilmek istiyoruz. Silikon Vadisi’nde bir şirkete gittiğiniz zaman farklı ortamlar var. İnovasyonu çok tetikleyici ortamlar. Biz de istiyoruz ki Türkiye’de böyle bir ortamı bankacılık sektöründe de yapalım. Bu yıl 250 milyon dolar daha yatıracağız.

5 KRİTİK PRENSİP

Dizayn konusu çok önemli. Bugüne kadar birçok şeyi geliştiriyorduk, ama bu dizayn kelimesini en azından kendi kurumumuzda çok daha fazla kullanmaya başladık. Dizaynda 5 prensibimiz var. Herhangi bir şeyin dizaynı olabilir. Bir kere yaptığımız şey sade mi? İki yaptığımız şey dinamik mi? Üçüncüsü yaptığımız bu dizayn yenilikçi mi? Dördüncüsü tamam teknolojiyi süper kullanıyoruz; ama insan odağını gözden kaçırıyor muyuz? Bu da çok önemli. Beşinci olarak güvenilir mi? Hele ki bir bankada bu çok önemli. Dolayısıyla bankacılığın şekil değiştirmesiyle birlikte kapsayıcılık konusunun da çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyorum ki bu Türkiye için çok önemli. Türkiye tasarrufların artması gereken bir ülke. Hala bu kadar gelişmeye rağmen 40 milyon vatandaşımızın bankacılık hizmetlerinden ya hiç ya yeterince yararlanmadığını biliyoruz. Hizmetlerin teknolojiyle daha ucuz maliyetlerle sunulmasıyla birlikte kapsayıcılıkta önemli gelişmeler olacağını düşünüyorum. Çok daha fazla kişiselleşme ön plana çıkacak. Nakit olmayacak. Şubelerde bile yüzde 95 oranında kağıt yok oldu. Bunlar sürecek. Ama ben insan faktörünü tekrar gündeme getirmek istiyorum. Bizim gibi kurumlar da her ne kadar ilerleme kaydetse de topluma katkı konusunu ön planda tutmak gerekiyor. Kazanılan paraların bir kısmının topluma dönmesi gerekiyor. Sanat olabilir, eğitim olabilir, girişimcilik olabilir bir kısmının topluma dönmesinin özellikle iyi şirketlerde odak noktası olacağını düşünüyorum.”

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI