TARIMIN YENİ DÖNEM AJANDASI

TARIMIN YENİ DÖNEM AJANDASI

Sürdürülebilir tarımsal üretim, yeterli ve güvenilir gıdaya erişim, kırsal
kalkınma yeni dönemin en önemli ve ülkelere rekabete avantajı sağlayacak
konuları arasında yer alıyor. Halavet Gıda sponsorluğunda ve BNP Cardif
Türkiye CEO’su Cemal Kişmir moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Tarımın
Ajandası” panelinde de Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli,
sürdürülebilir tarım konusunda çalışmaları olan şirketlerle birlikte geliştirilen
yenilikçi politikaları ve projeleri masaya yatırıyor.

Bugünkü tarım ve hayvancılığın seviyesini bilmeden yarınlara dair bir ufuk çizmek kolay değil. Tarım en az savunma sanayi kadar önemlidir. Maslow’un “temel ihtiyaçlar teorisi”nde ne deniyor? Önce gıda deniyor. Sonra çatı, barınma ve diğer istekler geliyor. En temel ihtiyacımız olan gıdanın besleyici sektörü de tarımdır. Ama tarım ne yazık ki herkesin ağzında bir sakız gibi çiğnediği bir konu halinde. Bilen de, bilmeyen de konuşuyor. Bizim vatandaşımız yazmadan kâtip, okumadan alimdir. Ama gerçekte bu işler oldukça tekniktir. Şimdi muhalefete bakıyorum. Diyorlar ki “Patates ithalatını yasakladınız.” Tamamen teknik bir
konu… Bana bile çıkmayan bir konu bu. Yani tarımı, üzerinden siyaset yapılan bir meta olmaktan hızla çıkarmamız lazım. Belki bu çok kolay değil ama uzun vadede bunu iktidar, muhalefet, STK’lar el ele vererek halledebilir. Bir de eleştiriyorsak doğru eleştirmeliyiz. Sabah yine baktım, Kılıçdaroğlu saman ithalatından bahsediyor. Türkiye’nin kaba yem ihtiyacı 66 milyon ton. İthal edilmiş olan saman 9 bin ton. 150 bin dolar bedelli bir saman ithal edilmiş. Neden ithal edildiğini bilmiyorumama bir ülkenin ithalatı da olabilir, ihracatı da olabilir. Konuşurken de rakamlar üzerinden konuşmamız lazım. Mesela Türkiye, tarımsal hasılada Avrupa’da birinci. Küçükbaş hayvan sayısında Avrupa’da birinci. Büyükbaş hayvan sayısında Avrupa’da ikinci. Hayvancılıkta da son 15 yılda aşağı yukarı 2-2,5 kat bir büyüme var. Tarımsal hasılamız yüzde 25 artmış. Genel olarak baktığımız zaman da destekleri 8 kat artırmışız. Gönül ister ki bunlar daha da artsın ama mümkün mertebe bu işler bütçe kaynaklarıyla yürüyor.

“GIDA İHTİYACI YÜZDE 50 ARTACAK”
Yani genel fotoğrafa baktığımız zaman bir başarı var. Tabii bu başarı bizi ileriye taşır mı? En önemli soru budur. Bu başarı bizi ileriye taşımayabilir. Çünkü önümüzdeki 20-25 yıl içinde yüzde 50 daha fazla gıdaya ihtiyacımız olacak. Bugüne kadar takılanlardan daha farklı gözlüklerle bakmak, yapısal sorunlara neşter atarak ilerlemek ve tarım vizyonunu ortaya koymak lazım. Tarımın iki çeşit sorunu var: Biri yapısal sorunlar, biri de hemen çözülecek sorunlar. Hemen çözülecek sorunlarla ilgili eylemlerimiz zaten var. Ürün takip masaları kurduk. Birçok konuda gerekli iyileştirmeleri yaptık. Ama tabii ki yapısal sorunlarımız da var. Daha iyi bir planlama ihtiyacımız var. Yeni dönemde Türkiye’yi daha iyi bir planlama için havzalara bölmeyi düşünüyoruz. Türkiye’yi çok basit hesapla bir kişinin sahip olduğu bir toprak olarak düşünün; sulu ve susuz tarla olarak ikiye ayırın. Ekilmiş arazileri çıkarın. Bu arazilerden herhangi bir iş adamımız olsa nasıl faydalanır? En yüksek hasılayı elde edeceği ürünleri ekmeye çalışır diyelim. Türkiye’nin de yapması gereken budur. Biz şöyle bir hesap yaptık: Sürtünmesiz ortam diyoruz biz buna. Herhangi bir ürünle ilgili bütün önceliklerimizi kaldırsak ve Türkiye, en çok kâr edeceği ürünleri dikse tarımsal hasılamızı 4 misli artırabiliyoruz. Ama bugünkü konjonktürde tabii ki stratejik ürünlerimiz var. Buğdayımız, arpamız var. Üretmemiz gereken ürünlerimiz mevcut. Bu işin savaşı var, barışı var. Bu anlamda iyi bir optimizasyona ihtiyacımız var. Daha iyi yapabilmek anlamında bu işi havzalara bölerek yapabiliriz diye düşünüyoruz

TARIM YAŞLANIYOR
Türkiye’de tarım nüfusu yaşlanıyor. Ben de 46 yaşındayım ama köye gittiğiniz zaman 55’in üzerindeki adamlar amca gibi geliyor insana. Biraz da kırsalda insan daha fazla yıpranıyor. Bu nüfusla geleceğe yönelik ciddi üretimler yapmak söz konusu olmayacak. Bakanlığımın ilk günlerinde “Bunun sebebi nedir” diye düşündüğümde şunu fark ettim: Çocuklar ömürlerinin ilk 15 yılında toprakla buluşmuyor. Onları toprakla buluşturmamız lazım. Bu aklıma gelir gelmez hemen Milli Eğitim Bakanımızdan randevu aldım. Kendisine dedim ki: “Biz çocuklarımızı toprakla buluşturmuyoruz. Bunu bir şekilde hayata geçirmemiz lazım. Eğer onları toprakla buluşturursak, insanlar toprağı severse, bu iş ancak böyle ileri gider. Çocuklar toprağı sevmezse istediğiniz kadar para vaat edin. Sonuçta vaadinizin bir anlamı olmuyor.” Tarım liselerini çok önemsiyoruz. Bizim bakanlığımızın kapısında atama bekliyoruz diyen binlerce ziraat mühendisi var. Bunların birçoğu hayatında toprağı ellememiş, teorik olarak bilgi edinmiş, sınavlarını vermiş, diplomayı almış, mümkünse toprakla buluşmayacağı bir yerde kendilerini konumlandırmak istiyorlar. Bugün benim de itiraf etmem gereken bir şey var: Bizim Tarım Bakanlığı personelimiz yeterince sahada değil. Bu ziraat mühendisleri de baştan toprakla buluşmadıkları için toprağı çok severek, toprağa aşık olarak gelmiyorlar.

“6,5 MİLYON HEKTAR TOPLULAŞTIRILDI”
Biliyorsunuz ölçek sorunumuz var. Bu sorunu da çözecek olan tek şey toplulaştırma. Bu konuda bugüne kadar güzel işler de yapıldı. 6,5 milyon hektar alan toplulaştırıldı. Hedefimizde 2 milyon hektar daha toplulaştırma var. Ama birlikte üretim modellerini Türkiye ortaya koymak zorunda… Çalışan kooperatiflerimizin olması lazım. 14 bin 200 tane birlik ve kooperatifimiz var. Bunların hiçbiri dünyada ilk 100’e giremedi. Bu listeye girmek nasıl mümkün diye soracaksınız. Cirosuna bakacaksınız. Japonya aynı bizim durumumuzdaydı. Kooperatif adetlerini 700’e düşürdüler ve 46,8 milyar dolar cirosu olan bir tane kooperatifleri oldu. Bu kooperatif tüm planlamayı yapıyor ve üreticiyle tüketiciyi birleştiriyor. Ben bakanlığımın başından beri birliklere ve kooperatiflere bir görev verdim. ‘Aranızda toplanın. Sizin anlaştığınız, üreticiye değer yaratacak formülün altına ben imzayı atacağım’ dedim. Çalışmalar sürüyor. İstediğim hızda değil. Ama birkaç aylık süreç içinde biz de bakanlık olarak bu çalışmalara dahil olacağız. Olması gerekenleri bir şekilde kooperatiflerimize, birliklerimize ileteceğiz. Tabii ki Türkiye’de sivil toplum olacak. Olması da gerekiyor. Ama gerçekten üreticiye değer yaratan sivil topluma ihtiyaç var. Bugün itibarıyla üreticimiz 6, 7 tane yere aidat ödemekten ve birçok konuda gerekli ve yeterli hizmeti alamamaktan şikayetçi. Bugün birliklerimizin ve kooperatiflerimizin genelde talepleri, ‘Sayın bakanım, bize devlet olarak şuradaki parayı verseniz. Şu kesintiyi biz yapsak” şeklinde ilerliyor. Ben de diyorum ki üreticiye değer yaratacak hizmetleri ortaya koyun ve üreticiye değer yaratın. Üreticiye değer yaratırsanız, o 150 lira aidat kimsenin gözüne batmaz. Yeni dönemde biraz daha ağırlıklı buralarda olacağız. “Tarımda Milli Birlik” adında bir projemiz var. Bunu da inşallah nisan, mayıs ayı içinde açıklayacağız. Yani tarımın Türkiye’de yol haritası bundan sonraki 25-30 yıl için belli.

SAHADA OLMAK GEREK
Ben kapıma gelen bütün ziraat mühendislerine şunu söylüyorum: Ne olursunuz gidin, özel sektörde çalışın. Devletin verdiği bu kadar teşvik var. Genç çiftçi teşviklerimiz mevcut. Birine başvurun, müteşebbis olun. Batın, çıkın. Gerekirse iki, üç yıl kaybedin. Gönlünüzde memur olmak da varsa KPSS’yi alın, bir kenara koyun. Bir atama yapacaksak, o zaman yaparız ama şu anda edinmiş olduğunuz deneyim, hayat boyu memuriyette edinemeyeceğiniz bir deneyim. Bu yüzden bu sektörde olan insanlarımız bir defa sahada olmalı. Ama toprakla buluşmayı çok önemsiyorum. Sürdürülebilirlik sadece insan kaynağıyla ilgili değil. Ekonomik sürdürülebilirlik de önemli. Yani eğer çiftçi “yarın ben bu ürünü satamayacağım” kaygısına düşerse, burada da sorun çıkar. Diğer taraftan doğal kaynakların sürdürülebilirliği de çok önemli. Su kaynaklarımız gerçekten kıt. Bunların sürdürülebilirliği önemli. Bununla beraber tarım topraklarını da kaybetmiyor olmamız lazım. Aslında son dönemde atılan adımlar çok iyi. Yani çizilen resim, kötü bir resim ama Türkiye’nin yıllık tarım toprağı kaybı yaklaşık 150 bin hektardı. 2005’te çıkarılan kanunla beraber bu 60 bin hektara düştü. Geçen yıl benim bakanlığa gelmemle beraber 17 bin 500 hektara geriledi. İnşallah biz, Tarım ve Orman Bakanlığı olarak bu toprakların sürdürülebilir tarım amacıyla kullanılması gayesiyle savaşımızı sürdürüyor olacağız.

“ET KONUSU ÇARPITILDI”
Etle ilgili konu da çok çarpıtıldı. Aslında Türkiye son 15 yılda etle ilgili üretimini 400 bin tonlardan 1,1 milyon tonlara getirmiş durumda. Peki ‘15 yıl önce ithalat yapmıyorduk, şimdi neden yapıyoruz’ diye soracaksınız. Şöyle bir durum var: 15 yıl önce ortalama bir Türk vatandaşımız 6 kilo et yiyormuş. Şimdi 15 kilo et yiyoruz. Avrupa’da da domuz etini hariç tutarsak, ortalama 15, 17, 19 kilolardadır. Yani et yemede Avrupa seviyesine üç aşağı, beş yukarı yetişmişiz. Komik olan bir şey var: Balığı ortalama 6 kilo yiyormuşuz, hala 6 kilo, hatta biraz altında yiyoruz. Orada bir gelişme yok. Yani et yiyen bir toplum haline gelmişiz. Tabii ki buradaki tüketici tercihleri bizim için de öncelikli. Ama zaman zaman bu konuyla ilgili ithalatın olmasının sebebi budur. Genel anlamda bakarsak, 2002’deki karkas ağırlığımız kabaca 174 kiloyken bugün 280 kilolara gelmiş. Yani burada ırkların ıslahı anlamında kötü bir iş çıkartılmamış. Bizim de aslında bu “Tarımda Milli Birlik” projemizde karkas ağırlığını 325 kiloya çıkarmak var. Bu, AB’de 400 kilo civarında.

TÜRKİYE’Yİ KÜÇÜKBAŞ KURTARACAK
AB’de tarım şöyle işliyor: Bir verimlilik indeksi yapılmış. Ona göre yönetiyorlar. Hatta verilecek yemin miktarını, sütü bile bu indekse göre ayarlıyorlar. Biz de buna benzer bir çalışmayı başlattık. Türkiye’de sütte biraz fazla, ette biraz eksik oluşmuş. Bunun sebebi de şu: Hayvanın memesinden ertesi gün siz para almaya başlıyorsunuz ama besi yaptığınız zaman o hayvana en az 6 ay para yatırmanız gerekiyor. Ülkedeki sermaye birikimi de malumunuz. Bu nedenle herkes biraz daha süte ya da kombine ırklara yönlenmiş ama işin doğrusu kombine ırka yönelmek değil, sütse süt ırkına, besiyse besi ırkına yönelmek. Bununla ilgili kesin ayrımları yaptık. Yol haritamız da hazır. Küçükbaşla ilgili yeni bir programı hazırladık ki küçükbaş etin yenmesini de çok önemsiyorum. Çünkü Türkiye’yi kurtaracak olaylardan biridir. Çünkü büyükbaşta yapmış olduğunuz bir eylemin sonucunu görmeniz üç yıl sürer. Yani biz ancak üç yıl içinde ithalattan kurtulabiliriz. Ama küçükbaş hayvanda 6 ay içinde netice alıyorsunuz. Ve 2022 ile ilgili bir hedef koyduk. Bugün 44 milyon küçükbaş hayvanımız var. Bunu 84 milyona taşımayla ilgili bir hedef oluşturduk. 84 milyona taşıdığımız zaman sorun kalmayacak.

MURAT GÖÇ
HALAVET GIDA CEO’SU

İNOVASYON VE SIFIR ATIK ÖNEMLİ

“DÜNYADA İLK İKİDEYİZ”

Aslında bizim işimizin çok basit bir formülü var. Biz pazar payı yüksek ama henüz ülkemizde üretilmemiş, ihracat potansiyeli de yüksek kolojen ve türevlerine odaklanmış durumdayız. Asıl amiral gemimiz, biraz sonra sayacağım ürünlerin tamamının hammaddesini sağlayan İskefe Deri Sanayi. Ülkenin farklı organize sanayi bölgelerinde yerleşik bir şekilde deri üretimi yapıyoruz. Deri üretimi sonucunda ortaya çıkan yan ürünlerden hepimizin çocuklarının çok yoğun bir şekilde tükettiği yumuşak şekerlerin tiner hammaddesi olan jelatini yapıyoruz. Şu anda 40’tan fazla ülkeye ihracatımız var. Helal jelatin pazarında da dünyada ilk ikideyiz.

ÜRETİLEN ÜRÜNLER

Bunun dışında bayanların güzellik formülü olarak artık içselleştirdiği, özellikle Uzakdoğu’da çok yoğun bir şekilde kullanılan kolajen kremlerin içindeki hidrolizat üretimini gerçekleştiriyoruz. Ağırlıklı kullanım alanları yine Uzakdoğu, Avrupa ve Amerika… Yine deri yan ürünlerinden tarım sektörüyle alakalı, aslında bir sosyal sorumluluk projesi olarak da benimsediğimiz, kullanıldığında tarım alanlarında verimi yüzde 25 ila 40 arasında ürüne göre artıran hayvansal kaynaklı ürün üretimini gerçekleştiriyoruz.

“BEKLEYEN PROJELER VAR”

Yine tarım alanlarına yaptığımız yatırımlar içinde şu an Avrupa’daki bazı ortaklarımızla geliştirdiğimiz yavaş salımlı katı gübre üretimi yapıyoruz. Bunun da aynı şekilde tarımda verimi artıracağı kanaatindeyiz. Bunların yanında çok sayıda sırada bekleyen projemiz var. Bizim yaptığımız işlerin temelinde üzerinde durduğumuz iki şey var: Biri inovasyon, diğeri sıfır atık. Deride hiçbir atık yaratmadan, tüm çıktıların tamamını katma değerli olarak ülke ekonomisine kazandırmak istiyoruz.

KIVILCIM PINAR KOCABIYIK
3830 ÇİFTLİĞİ GM ve AKKO MARKA KURUCUSU

“GENÇLER ÖZENDİRİLMELİ”

“ÖRNEK OLMAK İSTEDİK”

Biz bir sürdürülebilir çiftlik yarattık. Tam Avrupa standartlarında bir çiftlik olsun, Türkiye’de genç girişimlere de örnek olsun istedik. Sürdürülebilir tarım deyince herkesin aklına ilk başta organik tarım geliyor. Ancak sürdürülebilir tarım kesinlikle bununla sınırlı bir şey değil. Türkiye, topraklarıyla çok zengin bir ülke. Tüm bunları geleceğe aktarabilmemiz, tarımdaki gücümüzü kaybetmememiz ancak sürdürülebilir tarımla mümkün. Bu nedenle en az yüksek katma değerli sanayide verdiğimiz
mücadele kadar tarım için de mücadele vermeliyiz.

3 KONU ÖNCELİKLİ

Güçlü ve sürdürülebilir tarım için de üç konu çok önemli: Çiftçinin ekonomik gücü ve ekonomik konumu bunlardan birincisi. İkincisi gıdaya verilen değer. Üçüncüsü ise tarım süreçlerindeki yenilik. Bu konulardan ilkini ben çok önemsiyorum. Çünkü eğer çiftçi güçlüyse, inovasyon yapabiliyorsa, geleceğe yatırım yapabiliyorsa ve en önemlisi kendi işini sevip “Evet, bu işi benim çocuğum da yapabilir” deyip geleceğe aktarabiliyorsa o zaman sürdürülebilir tarım olabilir.

“ÖZENDİRMEK GEREK”

Ben de genç bir tarım girişimcisiyim. 33 yaşındayım. 7 yıldır bu işteyim. Görüyorum ki bizim tarımımız maalesef yaşlanıyor. Tarımımızın sürdürülebilir olması için mutlaka gençleşmesi gerekiyor. Tarımımızda en büyük engellerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Gençlerin, bu işe girmeleri için de tarımın gençlere kazanç ve itibar sağlaması gerekiyor. Bizlerin kazanç ve itibar sağlayamayacağımız bir yere sadece “teşvik var” diye girmemiz çok mantıklı değil. “Babamız bu işi yapıyor” diye de girmek istemiyorlar. Köylerden kentlere göçüyorlar. Bilgi nesilden nesle aktarılmıyor. İnovasyonlar azalıyor. Yenilikçilik azalıyor. Gençlerin tarıma özendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI