TÜRKİYE’NİN TEKNOLOJİ YOL HARİTASI

TÜRKİYE’NİN TEKNOLOJİ YOL HARİTASI

Türkiye’de Milli Teknoloji Hamlesi çerçevesinde son dönemde pek çok projeye imza
atılıyor. Devlet olarak bu hamleye büyük önem verdiklerinin altını çizen TC Sanayi ve
Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır, bu sayede önümüzdeki dönemde
Türkiye’nin farklı teknolojik alanlarda liderliğe oynayacak girişimlere imza atabileceğini
söylüyor. Pek çok teşvik ve yeni programla bu alanda özellikle yatırımcı değil girişimci
çekmeye çalıştıklarının altını çizen Kacır, Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde iş insanlarıyla
Türkiye’nin önümüzdeki döneme ilişkin teknoloji yol haritasını paylaştı.

Mehmet Fatih Kacır
TC Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı

“Bugün artık hepimiz sektörlerin hızlı dönüşümüne tanık oluyoruz. Türkiye’de Milli Teknoloji Hamlesi ismiyle çerçevelendirdiğimiz bir politika izliyoruz. Hızlı dönüşüme ayak uydurmaya, bu süreçte dünyada öncü ülkeler arasına ülkemizi dahil etmeye gayret ediyoruz. 30’lu yaşlarında kurdukları şirketlerle dünyayı değiştiren insanlar var. Şanslıyız çünkü çok genç bir ülkeyiz. Nüfusumuzun ortalama yaşı 30,9. Avrupa’yla kıyasladığımızda 15, 17, 18 yaş daha genç olduğumuz ülkeler var. Dolayısıyla bu, bizim en büyük gücümüz olmaya devam edecek. Ekonomimiz dönem dönem büyümede yavaşlasa da aslında Avrupa’nın, bölgenin en hızlı büyüyen ekonomisi. Türkiye’de dört saat uçtuğunuzda 1,6 milyar nüfusa, 28 trilyon dolarlık ekonomiye erişiyorsunuz. Bunun etkisini iş insanlarımızın da girişimiyle 5-10 yıl içinde görmeye başlayacağız. Yine satın alma paritesi açısından dünyanın en büyük 13’üncü ekonomisi olduk. 15 yıl önce 18’inciydik. Bütün göstergeler 2021’de 12’nci ekonomi olacağımızı gösteriyor. Bütün bu fırsatları çok iyi değerlendirerek aslında çok güçlü bir teknoloji ekosistemi geliştirdik. Türkiye’de 1400’ün üzerinde Ar-Ge odaklı tasarım merkezi, 83 teknoparkta 5 binin üzerinde teknoloji şirketi mevcut. 502’nin üzerinde start up hızlandırma programımız, 30 binin üzerinde teknopark projemiz var. Türkiye olarak 3 milyar doların üzerinde ileri teknoloji ihracatı yaptık. Bu, elde ettiğimiz büyük bir kazanım.

GÖSTERGELERİN İZİNDE

Göstergelere baktığımızda neler görüyoruz? 2006’da gayri safi hasılamızın binde 5’ini Ar-Ge’ye ayırıyorduk. Şimdi yüzde 1’ini Ar-Ge’ye ayırıyoruz. Tabii bu oranı daha da artırmamız lazım. Bizim hedefimiz yüzde 3. Türkiye’de 2006’da 50 bin Ar-Ge personeli vardı. Şimdi 154 bine ulaştı. Özel sektörün Ar-Ge harcamasındaki payı yüzde 30’lardaydı, şimdi yüzde 57’lere çıktı. Türkiye’de 7 binin üzerinde patent başvurusu yapılıyor. Uluslararası patent başvurularında her yıl sıralamada üst sıralara çıkıyoruz. Aslında bunların hepsi güçlü bir ivme yakaladığımızı, gösteriyor. En büyük başarıyı savunma sanayinde elde ettik. Savunma sanayimizde yerli teknolojinin, yerli geliştirmenin payını yüzde 20’lerden 65’lerin üzerine çıkardık. Beşeri sermayemize, genç insanlarımıza yatırım yaptık ve bunun sonucunu görüyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak en büyük hedefimiz, Cumhurbaşkanımızın da bize verdiği ödev, savunma sanayinde son 10-15 yılda elde ettiğimiz bu başarıyı sanayinin ve teknolojinin tüm dikeylerine, tüm sektörlerine yenilikçi metotlarla, yenilikçi programlarla yaymak. Bunu, az önce anlatmaya çalıştığım güçlü ekosistem, güçlü altyapı sayesinde inşallah hep birlikte başaracağız.

“YIKICI TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”

YOL HARİTASI BEKLİYORUZ Amerika’da çok yaygınlaşmış Ulusal Araştırma Altyapıları’ndan Türkiye’de kurma kararı aldık. Bu altyapıları bulundukları üniversiteden ayırıyoruz. Kendilerine tüzel kişilik kazandırıyoruz. Araştırma bütçelerinin yüzde 100’ünü biz fonluyoruz. Çok esnek insan istihdam etme, proje yönetme imkanı sunuyoruz. Ama onlardan bir yol haritası istiyoruz. Sanayiyle birlikte, sanayinin yıkıcı teknolojilere hazırlanmasını sağlayacak ileri teknoloji projelerini geliştirmelerini bekliyoruz.

YENİLİKÇİ ÇÖZÜMLER Ortadoğu Teknik Üniversitesi bünyesinde açılan Mikroelektromekanik Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi MEMS bunlardan bir tanesi. MEMS’de çiplerin üzerinde mikro sensörlerelektronik devreler gerçekleştiriliyor. Çok yenilikçi, çok yaratıcı çözümler ortaya çıkıyor. Sabancı Nano Teknoloji Araştırma Uygulama Merkezi de bunlardan bir tanesi. BİLKENT Ulusal Nano Teknoloji Merkezi çalışmalarını hızla sürdürüyor.

SAYILARI ARTACAK Önümüzdeki dönemde bu ulusal araştırma altyapılarımızın sayılarını biraz daha artıracağız ve onları sanayimizle, Ar-Ge yapan şirketlerimizle beraber çalıştıracağız. Onlardan da hem cari açığımıza katkı sunacak, hem de yıkıcı teknolojileri yerli ve milli olarak gelişmemizi sağlayacak projeler elde etmeyi ümit ediyoruz.

DÜNYA ÇAPINDA BİR İŞ

Bütün bu işin adına “Milli Teknoloji Hamlesi” diyoruz. Bu hamleyi gerçekleştirmek adına önemli inisiyatifler başlattık. Teknofest bunlardan bir tanesi. Teknofest dünya çapında bir iş oldu. Bir havacılık festivali düşünün ki düzenlendiği ilk yılda dünyanın en büyük ikinci havacılık etkinliği olsun. Teknofest’e dört günde 560 bin ziyaretçi geldi. Teknofest’te MIT’den, Stanford’tan, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin yanı sıra yerli teknoloji şirketlerimizden insanlar yarışma şartnamelerini hazırladı. Açık konuşmak gerekirse, şartnameler ortaya çıktığında ekip halinde dönüp baktık. “Ya bu yarışmalara başvuran ne kadar takım çıkabilir ki Türkiye’den” diye biraz tereddüt ettik. Ama çok şükür mahcup olduk. Teknofest’te 5 binden fazla takım yarıştı. 30 binden fazla genç bu yarışmalara katıldı. Bunları sadece okul döneminde yapılan yarışmalar olarak görmeyin lütfen. Bakın az önce otomobil paneli vardı, neler dinledik? En çok otonom araçları dinledik. Müthiş bir değişim gelecek. Müthiş bir dönüşüm olacak. Bugün sokağa çıkan otomobillerin ömrü 17 yıl. Yeni üretilen bir otomobilin sadece 4 yıl yollarda kalacağı tahmin ediliyor. Ne sayesinde? Otonom araçlar, paylaşımlı araçlar sayesinde. Ama bu otomobiller o 4 yılda, belki 17 yıldakinden daha fazla kilometre kat edecek. Peki, bu otomobillerdeki otonom teknolojiyi kim geliştirdi? Bundan 15 yıl önce otonom araç yarışmasına katılan gençler geliştirdi. O gençler üniversite öğrencisiyken o yarışmaya katıldı. İlk yıl kimse kazanamadı. İkinci yıl Stanford’dan bir ekip o yarışmayı kazandı. Bu tür teknolojileri geliştiren şirketlerin kurucuları, Ar-Ge liderleri, mühendisleri tümüyle bu yarışmalardan yetişti. İşte biz de bu yarışmalarda, uçan arabadan insansız su altı sistemlerine, insansız hava araçlarından roketlere, akıllı mekanlara kadar pek çok projenin sunulduğunu gördük. Bu yarışmalar sonucunda 5-10 yıl sonrasının en büyük teknolojik girişimlerini kuracak, teknoloji takımlarına liderlik edecek, Ar-Ge takımlarında bulunacak mühendisleri, girişimcileri yetiştiriyoruz.

“YATIRIM DEĞİL GİRİŞİM ÇEKMEK ÖNEMLİ”

Teknoloji girişimleri de Teknofest’te yer aldı. Binlerce girişim arasından 100 girişimi Teknofest’e davet ettik. Ekip olarak koyduğumuz hedef şuydu: Biz bu 100 girişimi burada, yatırımcılarla, diğer jüri üyeleriyle akademisyenlerle buluşturacağız. İlk 15 girişime, girişimlerini Türkiye’ye taşımalarını teklif edeceğiz. Aylık 1000 Euro, bir yıllık yaşam desteği ve ofis önereceğiz. 15 girişimin 5’i, girişimini Türkiye’ye taşırsa da bu işi önümüzdeki yıl da devam ettireceğiz diye düşündük. 15 girişime bu teklifi yaptık. 7’si girişimini Türkiye’ye taşımaya karar verdi. Bu, aslında halen, bütün aleyhte propagandalara rağmen Türkiye’nin bölgenin en güçlü ekonomik merkezlerinden olduğunu bir kez daha hepimize gösterdi. Biliyorsunuz, hükümetler açısından artık girişim çekmek, öncelikli hale gelmeye başladı. Bu tür projeler ve programları önümüzdeki dönemde de artırmayı düşünüyoruz. Roket yarışması dünyada sadece iki ülkede düzenleniyor: ABD’de ve Türkiye’de. 150’ye yakın takım geçtiğimiz yıl roket yarışmasına başvurdu. 30’dan fazla takım Tuz Gölü’nde atış yapma hakkı kazandı. Çok başarılı atışlar yaptılar. Bazı kategorilerde lise takımları birinci oldu. Bu yıl Türkiye’de 500’ün üzerinde takım, yani 3 bin genç roket yarışmalarına katılmak üzere başvurdu. Roket yapacaklar. Biz Teknofest’in bir kültürel devrimin işaret fişeği olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki yıllarda bu organizasyonu büyüterek sürdüreceğiz.

YAZILIM İŞİN MERKEZİNDE

Son dönemde gelişen tüm teknolojilerde yazılım işin her zaman merkezinde ve yatay olarak bütün sektörleri kesiyor. Yazılımda biz Türkiye için bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. 25 şirketle bir araya geldik. “Türkiye Açık Kaynak Platformu” inisiyatifini başlattık. Bu platformla birlikte kamuda daha fazla açık kaynak yazılımı kullanacağız. Lisanslı ürünlerin maliyetlerinden ve bağımlılıklarından kamuyu kurtaracağız. Hem de bireylerin ve şirketlerin açık kaynak kullanımının önünü açacağız. Öncelikli projelerimizi tespit edeceğiz. Geliştirici ekosistemini bu projelere verdikleri katkı ölçüsünde ödüllendireceğiz, destekleyeceğiz. Açık kaynak yazılımlarının en çok geliştirdiği platform, dünyada GitHub isimli bir platform. 24 milyon yazılımcı dünyada GitHub’ta açık kaynak projelere katkı veriyor. Biz dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1’iyiz. Dolayısıyla yüzde 1’den eksik olduğumuz her şeyde almamız gereken yol vardır diye bakıyoruz. 24 milyon geliştirici içinde Türkiye’den 240 bin geliştirici olması lazım. Halihazırda sayımız 18 bin. Aslında yazılımcı sayımız 80 bin olarak tahmin ediliyor. Ama hem yazılımcıların açık kaynağa daha fazla katkı sunmaları ve açık kaynaktan daha fazla istifade etmeleri, hem de yazılımcı sayımızı çok artırmamız lazım. Bu platform bu işe yarayacak.

YENİ YETKİNLİKLER GEREKLİ

Yeni teknolojiler tümüyle yeni yetkinlikler istiyor. Biliyorsunuz çok konuşuluyor: Bugün ilkokula başlayan bir çocuk mezun olduğunda var olan mesleklerin yarıdan fazlasının var olmayacağı öngörülüyor. Dolayısıyla bu yeni yetkinlikleri gençlere, öğrencilerimize çok erken yaşlarda kazandırmamız lazım. DENEYAP teknoloji atölyeleri projesi bu hedefle yürüttüğümüz bir iş. İstanbul’da 15 DENEYAP teknoloji atölyesi var. Şimdi 81 ilde 100 DENEYAP teknoloji atölyesi kuruyoruz. İlk 12’sinin seçmelerine başladık. 100 öğrenciden yaklaşık yüzde 1,5-2’lik dilimi en yetenekli öğrencileri tespit edip bu projeye dahil ediyoruz. Üç yıl öğrenme esaslı, proje odaklı, takım çalışmasına dayalı eğitimlere katılıyorlar. Yapay zeka, robotik, nesnelerin interneti, siber güvenlik, enerji teknolojileri gibi alanlarda eğitim görüyorlar. Bu atölyelerde amaç bilgi vermek değil, katılan öğrencilerin takım çalışması, hayal kurma yetkinliklerini geliştirici, yaratıcı, yenilikçi eğitimler. Bu, dünyada çok özgün bir model. Beş yıl içinde Anadolu’da 100, İstanbul’da 60 teknoloji atölyesi açılmış olacak. Bu atölyelerden 50 binden fazla öğrenciyi üç yıllık eğitimden mezun etmiş olacağız.

ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE NELER OLACAK?

1 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT Şu anda çok sayıda başarılı Türk startup’ı var. Oyun sektörü son dönemde en hızlı yol aldığımız sektörlerden biri oldu. Dünyaya 1 milyar doların üzerinde oyun ihracatı gerçekleştiriyoruz. Bu oyunların hepsi gencecik insanlar tarafından yaratıldı. Muhtemelen bu sayıları da önümüzdeki dönemde katlayarak artırdığımızı göreceğiz.

YOĞUN DESTEK Ar-Ge merkezlerini yoğun olarak desteklemeye devam ediyoruz. Türkiye’de büyük ölçekli yatırımlara özel destekler sunuyoruz. Bunlar, bu desteklerden yararlanan bazı yerli ya da küresel şirketler. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde, Türkiye’nin milli teknoloji hamlesinde çığır açtığı işleri başardığı bir dönem olacak. Ama bunun bir şartı var: Yediden yetmişe hep beraber inanırsak, hangi siyasi görüşten olursak olalım, bu ulusal hedef doğrultusunda hep beraber çalışırsak bu olabilir.

LİDERLİK STRATEJİSİ Az önce burada bazı şirket yöneticileriyle görüşmelerimiz vardı. Bir tanesi “Türkiye hangi alanda dünyada lider olacak? Bana bir tanesini söyleyin” dedi. Dedim ki Aslında olduk ama sizin haberiniz yok. İnsansız hava araçlarında Türkiye dünya liderliğine oynamaya başladı. Ancak bu liderlik sadece İHA’larla sınırlı kalmayacak. Bu bilgi birikimini bütün insansız sistemlere, uçan arabaya, otonom sürüş sistemlerine transfer edeceğiz. Ve sadece onda değil, pek çok alanda inşallah Türkiye’miz liderliğe oynayacak. Ay yıldızlı bayrağımızı her alanda en üst seviyede dalgalandıracağız.”

LİDER ARAŞTIRMACILAR PROGRAMI

Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı, geçtiğimiz yıl kasım ayında başladık. Dünyanın alanında lider araştırmacılarını Türkiye’ye davet ettik. İster Türk vatandaşı, ister başka ülke vatandaşı olsunlar lider olmaları lazım. İyi projeler yapmış olmaları gerekiyor. Kendi alanında dünyanın en iyi 100 üniversitesinden ya da en iyi Ar-Ge şirketlerinden geliyor olmaları lazım. Onlara Türkiye için oldukça yenilikçi bir teklif sunduk. Bir araştırmacıya beş kişilik doktora öğrencisi takımı kurma hakkı veriyoruz. Seçtiği her bir doktora öğrencisine aylık 4 bin 500 lira burs veriyoruz. Araştırmacının kendisine aylık 24 bin lira burs veriyoruz. İlaveten burada isterse bir üniversiteye, isterse bir Ar-Ge şirketine gelebiliyor. Oradan da ilave olarak maaşını alabiliyor. Bunun yanında 1 milyon lira araştırmacıya, 720 bin lira ev sahibi kuruma proje fonu veriyoruz ve bu çok esnek kullanıma açık bir fon. Tek beklediğimiz şu: Bizim hedeflerimizle, bizim ideallerimizle örtüşen araştırma, geliştirme, inovasyon, yenilik odaklı projeler yapsınlar. Ben geçtiğimiz hafta ODTÜ’deydim. Rektörümüze “Durum nedir” diye sordum. “Çok iyi” dedi. Çok büyük sürprizler olacak. Ben şimdi bunları çok açık etmeyeyim. Başvurular tamamlanınca kimlerin bu vesileyle Türkiye’ye gelmekte olduğunu göreceğiz.

ESNEK VE ÇEVİK MEKANİZMALAR

TÜBİTAK, artık ileri teknoloji odaklı işlere, üniversiteyle sanayinin, start up’ların birlikte kümelenerek yürüttükleri Ar-Ge projelerine daha fazla odaklanıyor. Araştırma altyapıları desteğinde merkezde enstitüler, üniversiteler var. Etraflarında şirketler var. SAYEM dediğimiz sanayi yenilik ağlarında, biz teknoloji geliştirme işinin bir ağ olarak yürümesini istiyoruz. İşin merkezinde şirketler var. Ama üniversitelerle birlikte çalışıyorlar. Üniversitelerimizde müthiş bir araştırma altyapısı var. Müthiş bir bilgi birikim mevcut. Önümüzdeki dönemde bu bilginin, birikimin daha hızlı ticarileşmesi için daha esnek daha çevik destek mekanizmaları kuruyor olacağız. Erken aşama teknoloji girişimcilerine fon sağlıyoruz. Bir milyar liraya yakın fon havuzu, 10 tane fonu 30’dan fazla üniversite teknoloji transfer ofisiyle bir araya getirdik. 500 milyon liranın üzerinde fonu hazine ve TÜBİTAK koyuyor. 980 milyon liranın üzerinde kaynağın tamamını erken aşama teknoloji girişimlerine 5 yıl içinde sunuyor olacağız.

5 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM

Biliyorsunuz, Türkiye Uzay Ajansı 2018 yılının Aralık ayında Cumhurbaşkanımız tarafından kuruldu. Türkiye uzayda önemli adımlar zaten atıyor. Yerli görüntüleme uydusu İMECE’yi geliştiriyor. TÜBİTAK, TUSAŞ ve diğer paydaşların katkılarıyla bunu yapıyor. İlk milli haberleşme uydumuz Türksat 6A, 2-3 yıl içinde tamamlanmış olarak uzaya fırlatılacak. Bunun yanında Türkiye Uzay Ajansı’yla birlikte bir milli uzay programı hazırlığımız var. Çalıştaylarımızı yaptık. Önemli bir yol haritası çıktı. 10 yıl içinde savunma sanayisinde elde ettiğimiz başarının bir benzerini uzay teknolojilerinde, insanlı uzay araştırmalarında, fırlatma teknolojilerinde elde etmiş

olacağız. Türkiye Uzay Ajansı da bence son dönemin en önemli adımlarından bir tanesi oldu. Pek çok şirketimiz alanında öncü teknolojilere yatırım yapıyor. Bunları ürünleştiriyor. Yerli baz istasyonlarından ULAK’ı bilenleriniz vardır. Ericsson’a rakip bir firma ULAK. ULAK’ın baz istasyonları yaygın olarak Türkiye’de aktif çalışıyor. Bir başarı hikayesi ULAK. Operatörlerimiz de artık ULAK’ı daha fazla tercih etmeye başladı. Önümüzdeki dönemde hem ULAK daha fazla sahada yaygınlaşacak, hem de yürüttüğü Ar-Ge’yle beraber 5G için de yerli teknolojileri ülkeye sunmuş olacak. 5G biliyorsunuz önümüzdeki 5 yıl içinde yaşayacağımız en önemli teknolojik kırımlardan bir tanesi. Türkiye’de 5 milyar dolara yakın 5G’ye yatırımı yapacağız. Dolayısıyla bu alanda, yazılımdan donanıma ne kadar yerli, milli teknoloji geliştirebilir ve ürünleştirilebilirse o kadar büyük başarı elde edeceğiz. Bunlar sadece Türkiye pazarı için konuştuğumuz rakamlar. Tabii bir de ihracat potansiyeli var. Pek çok küresel şirket halihazırda Ar-Ge’sini Türkiye’de yürütüyor. GE bunlardan biri. Eklemeli imalat alanında Gebze’de teknoparkın içinde, serbest bölgede araştırma merkezi var. Bu merkezlerin çalışanlarının yarıdan fazlası doktoralı. Yine Ericsson’un pek çok patenti çıkardığı araştırma merkezi, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde yer alıyor. Burada da yarıdan fazla çalışanı doktoralı Türk mühendisler. Cisco, Microsoft gibi şirketler Türkiye’de inovasyon merkezleri kurdular. Start up’larla iş birliği yapıyorlar. Startup’ları küresel tedarikçi haline getiriyorlar. Bazen de start up’lara yatırım yapıyorlar. Henüz iki ay önce yine İstanbul Teknik Üniversitesi’nden bir start up’a, biliyorsunuz Microsoft’un küresel CEO’su duyurdu, yatırım yaptılar.

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI