YARINA YATIRIM

YARINA YATIRIM

Girişimcilik, bir ülkenin büyümesindeki ve kalkınmasındaki en önemli kaldıraçlardan
biri. Önümüzdeki dönemde daha da öne çıkacağını görüyoruz. Pek çok ülke, girişimcilik
ekosistemini geliştirmek için yatırım yapıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde de
yeni yeni filizlenmeye başlıyor. Moderatörlüğünü Insider CEO’su Hande Çilingir’in
yaptığı, “Yarına Yatırım” panelinde, girişimcilik ekosisteminin gelişmesi için
gereken şartlar ve girişimcilik dünyası konuşuldu, başarılı örnekler ele alındı.

TARKAN ANLAR
SCOTTY CEO’SU

“PARA İÇİN KURMADIM”

“Marmaris’de büyüdüm. Aile işimiz vardı. Babam mücevherat işindeydi. 16 yaşında pırlanta satıyordum. Ama Marmaris’te trafik gibi bir problem yoktu. Rahat bir hayat yaşıyordum. Askerden döndüğümde babam ‘İflas ettik’ dedi. Eee ne yapacağım diye düşünmeye başladım. Ablamın İstanbul’daki evinin koltuğunda yattım. Birtakım işler denedim. Hem başarısızlık hem başarılardan çok şey öğrendim. Son start-up’ım streaming (kesintisiz yayın) üzerineydi. 7 yıl önce online canlı yayının çok yapılmadığı dönemlerdi. TEB Bankası ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi müşterilerimiz olmaya başladı. O işi yaparken sürekli trafikte takılıyordum ve inanılmaz vakit kaybediyordum. Zaten 3-4 kişilik bir ekiptik, bir de trafikte kalınca inanılmaz zorlanıyordum. Marmaris’teki motosiklet günlerim aklıma geldi ve ‘Neden insanlara böyle bir fayda sunmayalım’ diye düşünmeye başladım. Bir akşam internetten araştırırken Endonezya’da Go-Jek adında bir start up gördüm ve fikre aşık oldum. Bir arkadaşımdan 800 dolar borç istedim ve Scotty’in kuruluşunu başlattık. Bu girişime başlamanın birçok sebebi vardı. Birincisi istihdam oluşturuyor. 12 bin motosiklet sürücüsü Scotty’den kazanç elde etti. Bir milyona yakın insan 20 ay içinde trafiğe takılmadan yolculuk yaptı, paketini gönderdi. 100 kişiye yakın bir ekibimiz oluştu. 20 ay içinde 50 milyon TL’nin üzerinde bir ekonomi oluşturduk. Bu tamamen 800 dolar borçla başladı. O yüzden hala heyecanlıyım. Profesyonel çalışıyoruz ama amatör ruhumuzu kaybetmiyoruz. Bu işi para için hiç yapmadım. Samimiyetle söylüyorum. İnanılmaz bir meydan okuma, inanılmaz bir mutluluk. Bu ülkeye katabileceklerimize inanıyorum. ABD’de Uber var, Orta Doğu’da Careem, Endonoezya’da Go-Jek çıkıyor. Bu ülkeden niye böyle bir şey çıkmasın diyorum.

“MANEVİ DESTEK ÖNEMLİ”

İlk yatırımı yurt dışından aldık. Bugüne kadar 35 farklı yatırımcıdan fon veya melek olarak 4 farklı kıtadan yatırım aldık. Üç kişi de Türkiye’den yatırım yaptı. Türk yatırımcıların lokal olduğumuz için çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta girişimciyiz, sürekli kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Öğreniyoruz. Dolayısıyla aldığımız Türk yatırımlardan gerçekten büyük fayda sağladığımızı düşünüyorum. Sadece parasal değil manevi destek… Yalnız bir iş girişimcilik.

Manevi destek de çok daha yüksek oluyor. Burada hemen yanı başımda bir şeyler başarmış insanların arkanda olduğunu hissetmek bile inanılmaz büyük bir destek oluyor ki onun dışında da bir sürü yardımları dokundu. Yabancı yatırımın da faydaları var. Go-Jek mesela. Biz Go-Jek’in Türkiye versiyonu gibiyiz. Endonezya’da motosikletle yolculuk, yemek dağıtımı, paket dağıtımı, temizlik hizmeti gibi 17 farklı hizmeti barındıran bir super-up. Bir milyonun üzerinde kişiye istihdam sağlayan beş yılda da 10 milyar dolar değerlemeye ulaşmış bir start-up. Onlardan aldığımız yatırımların da know how olarak büyük faydaları oldu. Hangi yoldan gitmemiz gerektiğini, nereden ilerlememiz gerektiğini söylediler. Dolayısıyla aslında ben girişimcilikte yardım istemeye çok inanıyorum. Herkesten yardım istedim. İnanıyorsanız ve bunu anlatabiliyorsanız, yaptığınız iş modeli doğruysa hem Türkiye’de hem dünyada destek olmaya çalışan çok fazla insan olduğunu düşünüyorum. Yeter ki destek isteyelim.”

“TEKNOLOJİ TARAFINDA İNSAN AÇIĞI VAR”

“Özellikle üst kadroyu kurarken tabii ki yeteneklerinin yanı sıra sorduğum iki soru oldu. Ben bu kişiyle vakit geçirmekten keyif alıyor muyum? O kişinin emrinde çalışıyor olsaydım, onunla çalışmaktan gurur duyar mıydım? Gerçekten ekibimizi kurarken bunu çok sordum. Yatırımcılarla konuştuğumda Scotty ile ilgili en gurur duyduğum şeyin ekibimiz olduğunu söylüyorum. Teknoloji tarafında çok güzel bir ekip kurduk. Operasyon tarafından zaten güzel bir ekip vardı. Ama ben, yeni nesil liderlik anlamında ekibime problemlerine nasıl yardımcı olabileceğimi sorup onlara hizmet ediyorum. Onlar için çalışan pozisyonundayım diyebilirim. Ama yetenekle ilgili çok büyük sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Özellikle teknoloji tarafında. Yazılımcılarımız maalesef yurt dışına gidiyor ve inanılmaz ciddi bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bunun için bir an önce çözüm üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Teknoloji tarafında büyük ihtiyaç var ve gitgide büyüyor. Acilen bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyorum.”

AYDIN DOĞAN YALÇINDAĞ
BLUTV KURUCUSU

“ORTA DOĞU’DA İYİ BİR BÜYÜME YAKALADIK”

“BluTV bir şirket içi girişimcilik hikayesi diyebiliriz. Üç yıl önce kurulduğumuzda daha büyük bir medya şirketinin parçasıydık. Kurulma hikayemiz şöyle oldu. Sonuçta bağlı olduğumuz eski grubumuz Doğan Yayın Holding, 40 yıldır medya işi yapan bir şirket. Yayıncılıkta teknolojiler değişiyor. İnsanların giderek son kullanıcının internetten içerik tüketmesi sonucu bizim de bu alana girmemiz gerektiği kanaatine vardık. Burada da aile bireyleri ve şirket bana güvenerek bir sorumluluk verdi. Değişime ayak uydurmak gerekiyordu ve iyi bir başlangıç oldu. Hepimizin beklentilerini aşan bir noktaya da geldi. Bizi heyecanlandıran diğer adım ise Türk içerikleri Orta Doğu ve Latin Amerika’da çok izleniyor. Biz de Ortadoğu’da milyonlarca kişiye hizmet veren bir platform olma hedefiyle yola çıktık. Dünya çapında Türk içeriği çok izlendiği için oradaki kullanıcılara da Türkçeyi götüren bir platform olma amacıyla yola çıktık. O açıdan ilerliyoruz, heyecanlıyız. Globale gitmek kolay değil. Orada kesinlikle finansman yatıyor. Bu da büyük bir beceri. Kurduğumuz girişimi sonuçta birçok yatırımcıya anlatmalı ve ikna etmelisiniz. Tarkan Anlar, ‘Zamanımın yarısını CEO’luk yarısını yatırım aramakla geçiriyorum’ diyor. Haklı tabii. Biz nasıl yapacağız? Sermayedarlarımız var, iş planımız var. Bazen yatırım alıyor bazen alamıyoruz. Ama Orta Doğu’da iyi bir büyüme yakaladık. Dört ay önce BluTV Arabic adında bir servis olarak açıldık. 50 bin abonemiz ve Saudi Telekom’la iş birliğimiz var. Bu büyümenin anahtarı, hepiniz için eminim aynısı geçerlidir; bulduğumuz finansman ve yatırımcıyı ikna etme. Türkiye’de ise farklı projelerimiz var. Çok tanınmamızın sebebi, kendi dizilerimiz. Kullanıcılarımız, sayının artmasını istiyor. Ama o da yatırımla alakalı. Yatırım aldıkça büyümeyi daha hızlı götüreceğiz gibi görünüyor.”

SAMUEL WEST
BAŞARISIZLIK MÜZESİ KURUCUSU

“ASLINDA İLERLEMEYİ ORTAYA KOYMAK İSTEDİK”

“Başarısızlık Müzesi 2 yıllık bir girişim. Başarısız inovasyonların bir koleksiyonu. Amacı, başarısızlıkların kabul edilmesi noktasında kurumları daha çok teşvik etmek ve başarısızlıklardan bir şeyler öğrenmek. İster birey ister ekip olarak başarısız olalım, neticede bu başarısızlığı halının altına süpürmek gibi bir yaklaşımımız var ki diğerleri görmesin. Ama ben burada biraz daha farklı yaklaşıp üzerine bir ışık tutmak gerektiğini düşündüm. İsveç’teki ilk sergimize, 100 civarında başarısız teknolojik iş modelini, her türlü başarısızlığı buraya dahil ettik. Çünkü burada gelişmeyi, ilerlemeyi ortaya koymak istedik. Tıpkı sizin şirketinizi oluşturduğunuz zaman sınırlarınızı zorlamanız gibi… Yeni bir şeyler yaparak neticede istatistik olarak başarısız olmanız bekleniyordu. İstatistiklere göre start up’ların yüzde 99’u ilk yıllarında başarısız oluyor. İki yıllık bir girişim olsa bile Başarısızlık Müzesi Hollywood California’ya geçti. Gıda ürünleri cipsler, kalorisiz yağ yerine geçen ürünler… Hiç kilo almadan istediğiniz kadar istediğiniz kadar cips yiyebiliyorsunuz. Yıl 1998… P&G’nin bu ürünü çok fazla diyareye yol açıyor. Bu da büyük bir başarısızlık. İşte müzedeki objeler bu şekilde. Şangay’daki bir sergimizde ise farklı kültürel durumları görüyoruz. Çin’de başarısızlığa daha çok utanç veren ve acı dolu bir süreç olarak bakılıyor. Dolayısıyla kültürel farklılıkları görmek çok ilginç. Başarısızlık Müzesi’nin esas fikri, insanların üretken bir şekilde başarısızlık hakkında konuşmasını sağlamaktı. Birini suçlamak, ‘İşte 10 milyon doları boşa verdi’ gibi bir şey söylemek değildi amacımız ki normalde başarısızlıkla bu şekilde haşır neşir olunur.

“ÜRETKEN BİR AÇIYLA BAKIYORUZ”

Başarısızlığa üretken bir bakışla bakalım istedik. Bundan ne öğrenebiliriz? Tel Aviv, Silikon Vadisi, bunlar hepsi çok önemli merkezler. Ama ikisi arasındaki mantalite de aynı. Risk alıyorlar. Aldıkları zaman bunun başarısızlık maliyeti çok yüksek olmuyor. Başarısız oluyorlar, batıyorlar sonra tekrar yükselebiliyorlar. Ama bu birçok ülkede böyle değil. İsveç’te bir profesör tarafından yapılmış bir çalışma var. Aslında birçok Avrupa ülkesiyle mukayese yapıyor. Bireyler üzerinden başarısızlığın maliyetini inceliyor. Birçok Avrupa ülkesinde başarısızlığın maliyeti çok fazla. Türkiye’de de herhalde bu şekilde diye düşünüyorum. Halbuki California’da ve İsrail’de başarısızlığın maliyeti oldukça düşük oluyor. Başarısızlık Müzesi koleksiyonuna bakarsanız ortak tema şu. Çok güçlü olan, kendisine güvenen ve diğerlerini dinlemeyen bir şirket liderini düşünün, mesela “Ben girişimciyim güçlüyüm vizyonum var” diyen kişilere bakarsanız başarısız oluyorlar. Ortak özelliklerden temalardan biri bu. İkinci ortak tema zayıf tasarımla alakalı. İyi bir fikrinizin olması başarılı olacağınız anlamına gelmiyor her zaman. Bunu kullanıcımız için tasarlamanız gerekiyor. Bazen insanlar fikirlerinin o kadar iyi olduğunu düşünerek körleşiyorlar ki müşterileri göz ardı ediyorlar. Üçüncüsü de başarısızlık müzesi açısından biraz garip olacak. Bir ürün veya hizmet çok fazla dikkat çektiği zaman çok viral hale geldiği zaman müzedeki örneklere bakarsak görüyoruz ki başarı o kadar hızlı geliyor ki girişimci veya inovasyon projesi buna hazırlıksız yakalanıyor.”

PAUL DOANY
TÜRK TELEKOM CEO’SU

“BANA RİSK İNSANI DİYEBİLİRSİNİZ”

“Ben bir girişimciyim. 21 şirket oluşturduk ve bunun 9’u startup’tı. Bunlar IT, internet odaklı şirketler. Aynı zamanda yenilenebilir enerjiye de yatırım yaptık. 2011- 2016 döneminde birini kapattık, ikisinden de çıktık. Tabii hepsi hayatta kalmayacaktır. Ama girişimcilikle ve yatırımcılıkla alakalı olarak Türkiye’de benim ilgimi çeken konu şu: Öncelikle burada çok yüksek düzeyde bir girişimcilik görüyorum ve etkileniyorum. Çok sayıda insanın risk almaya yatkın ve istekli olduğunu görüyorsunuz. Türklerin güçlü bir kimliği var. Bu da aslında ayrıştıran bir unsur. Ben biraz kendime çalışan bir girişimci olmak istedim. 2016’da şirkete tekrar çağrıldım. Bu dönemde de şirketin kurumsal risk sermayesini yönettim. Bazı hızlandırıcı start up’lar ortaya koyduk. Gelirden ziyade onları desteklemek için bunu yaptık. Aynı zamanda belli bir düzeye taşıyarak bu şirketlerin yatırımcılarla görüşmesini sağladık. Türk Telekom’un 4 şirkete yatırım yaptığını ve aldığını görüyoruz. Bunlardan birinde ekip ve CEO ayrıldı. 5 şirket oluşturulduktan sonra yatırım yaptım. Bana ne denilebilir diye düşünüyorum belki risk insanı diyebilirim. Şirketler 20 yıl öncesine göre devam ederlerse ayakta kalamaz. Birçok şirket ileriye bakıp aynı şeyi belki 5-7 yıl kadar daha yapabileceğini söyleyebilir. Şirketler yaptıkları şeyi değiştirmiyorsa bu, herkes gidip start up kuracak anlamına da gelmez. İnsanlar yaptıkları işe devam edebilir. Genç biriyseniz, yeni mezunsanız, belki birkaç yıl çalıştıysanız, start up’larda çalışma şansınız olur. İkinci nokta start up’ları kuran kişiler, genelde 30’ların ortası ve 40’ların başında olan kişiler. Başarılı start up’lar aslında gençler tarafından kurulmuyor. Bu gençler kuramaz anlamına gelmiyor. Ama daha önemli bir şey söylüyorum; start up’larda çalışan kişiler, aslında kuran kişiden daha önemli. Çünkü bu kişileri çekmek önemli up’lara yatırım yapıyordu. Borsadan bile korkuyorlardı. Ama şu anda çok fazla kişinin yatırım yaptığını görüyorum. Hatta daha yaşlı insanların start up’lara yatırım yaptığını görüyoruz. Bizim burada yetenekli kişileri cesaretlendirerek start up’larda çalışmalarını sağlamamız lazım. Start up kurmalarını değil. Türkiye’de vergi yükü hafifletiliyor. Bu olduğu zaman start up’lar da bu kişileri işe alabilir. Çünkü teşvikler akıllı. Yetenek var, piyasa büyük… Türkiye’nin avantajı bu. Büyük ülke, büyük piyasa, çok iyi hükümet teşvikleri var. Kurucularla görüştüğümde hep ‘Çalışanlarınla görüşmek istiyorum’ diyorum. Bu işleri kim yapacak, boşlukları kim tıkayacak diye… Birçok kurucu aslında kusursuz olduğunu düşünüyor. Başarısızlık noktasında da bir tavsiyem bu olabilir.”

DERİK KIM
GLOBAL GİRİŞİMCİLİK VAKFI KURUCUSU

“22 START UP’A YATIRIM YAPTIM”

“Türklerle Korelilerin ilişkisi 2 bin yıl önce başladı ve aslında kötü bir başlangıçtı. Ama şimdi kardeşlik olarak sürüyor. Bu ilişki girişimcilik ekosistemini de besliyor. Biraz da hikayemden bahsedeyim. ABD’ye göçmeden önce 1996’da üç start up kurdum. Başarısız oldum. Çok borçlandım. Sonra ABD’de 15 yıl boyunca yaşadım. Bir Kore şirketi için uzun süre çalıştım. Sonra 2 start up kurdum ama onları da kapattım; sonra bir tane daha kurup onu da kapattım. 4 yıl önce Kore’ye geri döndüm, Global Girişimcilik Vakfı’nı kurdum. Aslında Kore’de global girişimciliğin önünü açan kişi ve kurum yoktu. Bu nedenle uluslararası start up’lar ve Koreli start up’lar arasında ilişki kurabilir miyiz diye baktık. Bu vakfın kurucusu olarak Koreli start up’ların küresel olmasını global olanların da Kore ve Asya ülkelerine gelmesini sağlamayı hedefledim. Esas amacım buydu. HSR Angel adındaki şirketimizle yatırım yapıyoruz. Anlamı şu H (Human-İnsan), S (Sustainability- Sürdürülebilirlik), R (Resource- Kaynak)… Ölçeğini artırmaktan bahsediyoruz. Bir girişimin ayakta kalması için sürdürülebilir olması ve ölçeklendirilebilir olması gerekiyor. Buradaki tüm kazanımların bölünmesi gerekiyor. Burada kaynakları dikkate almamız gerekiyor. Neticede start up’ın hayatının burada yapılandırmaya dayalı olduğunu da söylemek gerekiyor. Girişimciler olarak tüm bu süreçleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Mesela bir şirket size iş planı sunduğu zaman, ‘Tamam iş planının ne olduğunu anlıyorum; ama nasıl hayatta kalacaksın ileride’ sorusunu sormak gerekiyor. Veya ‘Fikrinizi nasıl sürdürülebilir kılacaksınız?’ Sonrasında ‘Nasıl ölçeklendirecek?’ sorularını sormak gerekiyor. Bunların cevabını aldıktan sonra gerçekten iyi şeyler duyuyorsanız yatırım yapıyorsunuz. Son üç yıllık süreçte 22 şirkete yatırım yaptım; birçoğu hayatta. Sadece ikisi başarısız oldu.

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI