YENİ DENGE

YENİ DENGE

Enerji sektörü köklü bir dönüşümden geçiyor. Teknolojik ve çevresel dinamikler, kaya
gazı gibi geleneksel olmayan yakıtlar, yenilenebilir enerji, dalgalı fiyatlar, jeopolitik
gerilimler değişimin yönlendiricileri… Türkiye ise geniş bir piyasaya sahip. Mevcut ve
planlanan petrol ve gaz boru hatları, hidrokarbon rezervleri, boğazlarıyla Türkiye’nin
enerji köprüsü olma rolü de var. Ancak resmin diğer tarafında şirketlerin borçluluk
oranları, konkordato haberlerinin gelmesi, yatırımların azalması gibi gerçekler de
bulunuyor. Sponsorluğunu Socar Türkiye’nin yaptığı, Engie Enerji Türkiye
Yönetim Kurulu Üyesi Mithat Rende’nin moderatör olduğu “Enerjide Yeni
Dengeler” adlı panelde sektördeki güncel gelişmeler masaya yatırıldı.

FATİH BİROL
ULUSLARARASI ENERJİ AJANSI BAŞKANI

DÜNYA ENERJİ PİYASASINDA NELER YAŞANIYOR?

“Dünyadaki enerji denklemini belirleyen şu anda iki etmen var. Birincisi, dünya ekonomisinin durumu. 2019’da dünya ekonomisinin büyümesinin ciddi şekilde yavaşlayacağını görüyoruz. Bu yavaşlama, özellikle de dünya ekonomisinin motoru olan Asya ülkelerinde daha ciddi görünüyor. 2019’da Çin’in büyüme beklentisi ise son 30 yılın en düşük seviyesinde. Çin’i anlamak enerji açısından önemli. Çünkü Çin, son 10 yılda dünya petrol talebinin yarısının büyümesini sağladı. Dünya gaz talebinin ana motoru. Yenilenebilir enerji yatırımlarının yüzde 33’ü Çin’de yapılıyor. İkinci olarak dünyadaki jeopolitik tansiyonlar önemli 14 yıldır Davos’a katılıyorum. Aynı zamanda Davos’un Enerji İstişare Kurulu Başkanı’yım. 14 yılda hiçbir zaman jeopolitiğin bu kadar önemli ve belirleyici olduğunu görmedim. Venezuela, İran, Cezayir… Büyük ekonomik güçler arasındaki ticaret ihtilafları… Bunların hepsi enerji sektörüne ciddi gölge düşürüyor. Bunlar her an önemli belirsizlikler doğurabilir.
Petrol piyasası, cari açık açısından Türkiye için de son derece önemli. Petrol fiyatları benzine, 6 ay sonra doğal gaz fiyatlarına ve elektrik fiyatlarına yansıyor. Türkiye’ye her geldiğimde kaya gazı devrimine dikkat çekmiştim. ABD, 2019’da Suudi Arabistan ve Rusya’yı geçerek dünyanın en büyük petrol üreticisi haline geldi. Daha da önemlisi, 3 yıl içinde Rusya’yı geçip 5 yıl içinde Suudi Arabistan’ı yakalayıp dünyanın en büyük ihracatçısı olacak. Doğal gazda ABD, Rusya’yı geçerek dünyanın bir numaralı doğal gaz üreticisi oldu, yine kaya gazı devrimi sayesinde. Daha da önemlisi, önümüzdeki 5 yıl içinde LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) ihracatının yüzde 75’i ABD’den gelecek. ABD, Avustralya ve Katar, LNG’ye damgasını vuracak. Şu anda doğal gaz nakliyatı boru hatları ve gemilerle yapılıyor.

Ama şimdi sarkaç LNG’ye kayıyor. Piyasalar esnek olmaya başlıyor, fiyatlarda aşağı doğru baskı olacak. Türkiye gibi ülkeler bundan faydalanabilecek. Petrol, kaya gazı ve kaya petrolündeki gelişmeler, maçın ilk 45 dakikasıydı. Asıl etkiyi ikinci yarıda göreceğiz. Bu da ihracat olacak. ABD ilk olarak kaya gazı ve kaya petrolünde kendi ihtiyacını karşıladı. Şimdi ihracata başlıyor. Bütün dengeleri değiştirecek. Dünyadaki elektrik talebi, enerji talebinin 2 misli hızla büyüyor. Çünkü birçok insan elektrikli aletlere kavuşuyor; bilgisayarlar, akıllı telefonlar daha çok kullanılıyor. Refahla birlikte elektrik tüketimi de artıyor. Ama elektrik endüstrisi, 100 yıldan beri görülmemiş şekilde büyük bir transformasyon içinde… Bunun nedenleri dijitalleşme ve yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminde payının artması ve bunun yarattığı önemli sonuçlardır. Özetlemek gerekirse jeopolitika ve ekonomik büyüme önemli belirsizlikler… ABD kaya petrolü ve kaya gazında artık ikinci devreye başlıyor ve ihracat şeklinde bütün dengeleri değiştirecek. Fiyatlar üzerinde değişimler olacak. Yenilenebilir enerjinin büyümesi, elektrik sektöründe yeni sorular ve cevapları beraberinde getirecek.

PETROLÜN SONUNA MI GELDİK?

Elektrikli arabaların her yıl rekor sayıda satmasıyla petrol devrinin sonuna gelinmesi arasında hiçbir ilişki yok. Şu an itibarıyla 1 milyar arabanın 5 milyonu elektrikli. Bütün arabalar dünyadaki petrol kullanımının yüzde 18’ine sahip. İleriye baktığımızda dünyadaki petrol talebini tetikleyen üç sektör var: Petrokimya, kamyonlar, havacılık. Kimse konuşmuyor; ama dünya petrol sektörünü petrokimya tetikliyor. Bu sadece bakkaldan alınan poşet değil hayatımızın içinde. Pencere, diş fırçası, şampuanlar dünyadaki gıda üretiminin yarısı sentetik gübreden yapılıyor. Elektrikli arabaların büyük kısmı petrokimyadan geliyor. Rüzgar pervaneleri, güneş panelleri buradan geliyor. Büyük bir petrokimya alanı var. Kişi başı petrokimya kullanımında Avrupa ile Asya arasında dev fark var. Asya’nın ihtiyaçları arttıkça petrokimya talebi daha da artacak. Doğal gaz konusunda Türkiye’nin önünde büyük imkan var. ABD, Katar ve Avustralya’dan LNG geliyor. Şu anda doğal gazımızın büyük kısmını Almanya gibi ülkelerden ve Rusya’dan alıyoruz. Şimdi Türkiye’nin Rusya’yla olan uzun dönemli gaz kontaklı pazarlık müzakeresi yapılacak. Eskiden elimizde fazla imkan yoktu. Ama Türkiye alarak güzel adımlar attık. LNG altyapısı kuruyoruz; ciddi pazarlıkla fiyatları düşürebiliriz. Herhangi bir ülkeye, enerji gibi stratejik bir sektörde çok fazla bağımlı olmak doğru değil. Türkiye, son derece şanslı bir ülke. Rüzgar ve güneş açısından kaliteli ve çok avantaja sahibiz. Ancak yatırım gerekiyor. Burada finansal sürdürülebilirlik çok önemli. YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı) projesi çok önemli. Fakat duyduğumuz kadarıyla finansman konusunda ciddi sorunlar var. Enerji güvenliğimiz ve cari açığımızın azalması açısından da yenilenebilir enerji nükleerle birlikte önemli bir rol oynayabilir.”

AHMET DÖRDÜNCÜ

AKKÖK HOLDİNG CEO’SU

ŞİZOFRENİK DURUM Bizim gibi portföy yöneten şirketlerde şizofrenik bir durum var. Enerji fiyatlarının artmasını istiyorsunuz. Ancak sanayi şirketiniz de var ve onlar da artıştan şikayet ediyor. İki arada bir derede kaldığınız durumlar oluyor.

YAPILANDIRMA ŞART Enerji sektöründe beklenen her şeyden önce mevcut şirketlerin yabancı parayla olan borçlarının devlet desteğiyle bankalar tarafından yapılandırılması. Bu böyle devam ederse ciddi bir krize dönüşecek. YEKA’nın yabancı paralarla finanse edilmesi durumunda gelecekte daha büyük
sorunlar çıkar.

NELER YAPILMALI? Özetle bu sektörün düzelebilmesi için liberalleşme, serbest piyasa kurallarının çalışıyor olması çok önemli. Devlet ve bankaların yeniden yapılandırmayı teşvik etmesi gerekli. Arz fazlası var desek de OECD verileriyle karşılaştırırsak elektrik tüketimimiz düşük. Bunun için de yatırımcıya bunu cazip kılacak ortam sağlanmalı. Yatırımcı olarak bizlerin de görevi var. Fizibiliteleri iyi yapmalıyız. Sermaye yeterliğini ve kredi rasyolarını iyi hesaplamalıyız.

“ARZDA DEĞİL ŞİRKETLERDE SIKINTI VAR”

2004’ten beri enerji işlerinin içindeyim. 2004-2019 arası döneme bakarsak Türkiye çok önemli işler yaptı. Akıllı politikalarla kamunun enerji arz güvenliğinin özelleştirme, liberalleşme şemsiyesi altında özel sektöre devrini yaşadık. Enerji ve elektrik üreten tesislerin özelleştirilmesi, enerji yatırımlarının özelleştirilmesi ve bunların yapılması için verilen lisanslara bakacak olursanız kamu, görevi olan arz güvenliğini özel sektöre başarılı biçimde devretti. 2000’lerden buraya bakınca sektöre 110 milyar dolarlık yatırım yapıldı. Bunun 25-30 milyar doları özelleştirmeler çerçevesinde kamuya ait ayrıcalıkların özel sektörce devralınmasıyla gerçekleşti. Kalanı da özel şirketlerin yaptığı yatırımlardır. Türkiye’de 2018 sonu itibarıyla 90 bin MW’ye yaklaşan arz var. Emre amadeleri bir kenara koyarsak Türkiye’nin enerji sektöründe arz konusunda bir sıkıntısı yok. Türkiye’nin 2023 hedeflerinin tutturulamamasından dolayı bir arz fazlası da var. Bu da enerji piyasasını baskılıyor. Enerji arz güvenliği konusunda bir sıkıntı görmüyorum. Ama bu arzı sağlayan enerji şirketleri birtakım sıkıntılar içinde. 2000’lerin başında Türkiye’nin hedeflerine paralel çok önemli yatırımlar yapıldı. Belki bu dönemde biz özel sektör olarak çok fazla iştahlı davrandık. Şu anda çok fragmantik (dağılımlı) bir yapı görüyorum. Mesela Almanya’da elektrik enerjisini temin eden 4-5 şirket var. Burada irili ufaklı onlarca şirket var, bunların içinde bulundukları finansman sıkıntıları çok önemli.

BİLANÇOLARDAKİ KUR BASKISI

Enerji uzun dönemli yatırım gerektirir. 10-15 yıla bakmak lazım. Proje finansmanı da dövizle sağlanıyor. Bütün enerji sektörü büyük ölçüde yabancı parayla borçlandı. Bugün itibarıyla baktığınızda kurdaki dalgalanmalar enerji şirket bilançolarına baskı getiriyor. Aynı zamanda doğal gazda bir ölçüde liberalleşme sağlandı. Maliyet bazlı fiyatlama söz konusu. Bunun elektriğe yansımasını çok fazla görmedik. 2018 başından bu yana doğal gaza yüzde 94 zam geldi. Fakat bunun elektrik enerjisine yansıması yüzde 41 oldu. Dolayısıyla alım satım makası üreticiyi ciddi etkiliyor. Kurdaki dalgalanmalar TL’nin değer kaybı çok etkili oluyor. Şirket bilançolarındaki ana sıkıntılardan birisi yabancı parayla finansman. Enerji şirketleri operasyonel verimlilik ve kârlılık anlamında gayet iyi çalışıyor. Burada yapısal bir sorun var. 2000’li yıllardan beri hükümetin takip ettiği politikalar çerçevesinde sektörün gerçekten liberalleşmesi, rekabete dayanır biçimde fiyatlanır olması gerekli. Bunu yapabilmiş değiliz. Doğal gazda birtakım maliyet bazlı fiyatlandırmaya dayalı girişimler oldu. Ama elektrik sektöründe bununla ilgili bir şey yapamadık. Bir tavan var ve o tavanla belirleniyor fiyat. Bu da gerçek maliyetlere dayalı elektrik fiyatı belirlenmesine engel oluyor.”

MESUT İLTER
STAR RAFİNERİ GENEL MÜDÜRÜ

TÜRKİYE’NİN İHTİYACI NE KADAR?

“Türkiye, son 7-8 yılda ortalama yıllık yüzde 5 büyüdü. Büyüme, toplumların gelişmesi, enerji tüketimini direkt etkiliyor. Türkiye’nin birincil enerji tüketiminde yüzde 3,2’lik artış oldu. Birincil enerji kaynaklarına baktığımızda bunların yüzde 87’sinin tamamen fosil yakıtlara bağlı olduğunu, kalan yüzde 13’ün yenilenebilir olduğunu görüyoruz. Türkiye, enerji kaynakları açısından yeterli rezerve sahip olmadığı için fosil yakıtların yüzde 75-80’ini ithal ediyor. Bu nedenle dışarıdaki fiyat dalgalanmalarına ekonomilerimiz direkt açık oluyor. Önümüzdeki 10 yılda yüzde 2,5 primer enerji tüketiminde artış bekliyoruz. Türkiye’de yıllık 42 milyon tonluk bir akaryakıt ürünleri tüketimi var. Socar, Azerbaycan devlet petrol şirketi, 2008’den itibaren Türkiye’de enerji alanında ciddi yatırımlar yapıyor. Taahhüt ettiği 19,5 milyar dolarlık yatırımın 15 milyarını hayata geçirmiş durumda. Socar Türkiye’nin tüm yatırımları, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini sağlamaya ve dış ticaret açığını azaltmaya yönelik yatırımlardır. Star Rafineri de bunlardan biri. Türkiye olarak 42 milyon tonluk pazardan bahsediyoruz. Akaryakıt ürünlerine döndüğümüzde ana tüketim dizelde. Dizel pazarı son 10 yılda yüzde 8 büyüdü. Yerli üretim bunun tamamını karşılayamıyor. 24 milyon tona yakın tüketim oldu; bunun yüzde 65’i ithalat yoluyla karşılandı. Star Rafineri, yıllık 5 milyon ton dizel üretim kapasitesiyle ithalat oranını yüzde 40’a düşürecek. Bu diğer akaryakıt türlerinde de geçerli. Jet pazarında da yıllık yüzde 5, yolcu sayısında yüzde 10’luk artış var.

Türkiye’deki jet yakıt tüketiminin yüzde 60’ını üçüncü havalimanı karşılayacak. İhtiyacın yüzde 90’ı yerli üretimle karşılanıyor. Star Rafineri ile tamamı karşılanacak. Star rafineri ithal edilen ürünleri de üretecek. Petrol ürünlerini değerli beyaz ürüne dönüştürme kabiliyeti var.

“DEPOLAMAYA AĞIRLIK VERMELİYİZ”

Öncelikli olarak yenilenebilir enerji yatırımı açısından Türkiye çok büyük potansiyele sahip. Biyokütleden de bahsedebiliriz. Nüfus yoğunluğumuz bu tür yatırımlara uygun. Tüm yenilenebilir enerji türlerine baktığımızda enerjinin depolanması gelecekteki en büyük sorunlardan biri. Batarya teknolojilerinde ciddi gelişmeler var; ancak hala yüksek miktarda enerjiyi depolamak için yeterli değil. Bu teknolojilerde yıkıcı bir gelişme olmazsa dünya 2050’lere kadar fosil yakıtları artarak kullanmak durumunda. Bu Paris Konferansı’yla ikilem yaratıyor. Bir denge içinde gidilmek zorunda. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de petrokimya ve havacılıkta artış olacak. Doğal gaz tüketimi de artacak. Düşük karbon ekonomileri için düşük karbon emisyonu kömüre göre oldukça düşük. Bu da doğal gaz tüketimini artıracak. Nükleeri henüz hiç konuşmadık. 2023, 2024, 2025… Süre belirsiz; ama yaşamımıza girmek zorunda. Dünyada 2050’li yıllara geldiğimizde tüketilen enerjinin yüzde 50’den fazlası yenilenebilir enerjiden olacak. Güçlü yönlerimizin başında bulunduğumuz lokasyon geliyor. Doğu ile batının arasında enerji tüketim ve üretim noktaları arasında ciddi bir köprü. Konvansiyonel enerji üretimleri batıdan doğuya kayıyor. Avrupa petrol ve doğal gaza dayalı teknolojileri bırakıyor. İhtiyacını doğuya kaydırıyor. Bunun dışında güneş rüzgar ve biyokütle enerjileri önümüzdeki büyük fırsatlar, Akdeniz ve Karadeniz havzasında olası hidrokarbon potansiyeli önemli fırsatlardan biri. Kuvvetli bankacılık sistemi enerji sektörüne finans sağlamadaki yaklaşımı bence güçlü yönlerimizden biri. Zayıf yönlerimize gelirsek… Döviz kurlarındaki oynaklık TL’nin dışsal şoklara açık olması… Bunun dışında yenilenebilir enerji düzeyindeki farkındalık düzeyi de az. Üretimi artırma çalışmalarına karşılık tüketimi azaltma çalışmalarının aynı hızda olmayışı enerji tasarrufuna yönelik çalışmaları yapmıyoruz. Ar-Ge çalışmaları konusuna da isteksiz görünüyoruz. Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vererek enerjinin depolanması, karbon depolanmasına ağırlık verilmeli.”

“CARİ AÇIĞI AZALTACAK”

“Dünyadaki gelişmelere baktığımızda petrokimya sektörü rafinerilerle entegre çalışır. Türkiye’de tek petrokimya üreticisi Petkim, hammaddesini yurt dışından ithal ediyor. Türkiye’nin petrokimya ürünü ihtiyacının yüzde 20’lik bölümünü karşılıyor. Star Rafineri’nin kuruluş misyonunda petrokimya entegrasyonu olduğu için petrokimya hammaddesinin tamamını buradan karşılıyor olacağız ve sonrasında petkokimya sektöründe hammadde arz güvenliğini ve lojistik giderlerinde azalma sağlayacak. Star Rafineri Türkiye’deki akaryakıt sektörüne 10 milyon tonluk yıllık üretim kapasitesiyle ciddi katkı sağlayacak. Türkiye’nin dış ticaret açığını 1,5 milyar dolar azaltacak. Yeni petrokimya yatırımlarının önü açılacak.”

© 2019 Uludağ Ekonomi Zirvesi. Tüm hakları saklıdır. - VERİ POLİTİKASI